...mü'min kadınların, tıpkı mü'min erkekler gibi, cennete alınacaklarına ya da "anaların ayaklarının altından cennetler
geçtiğine" dair hükümlerin özünde, gerçek olarak kadına ne kadın olarak ne de ana olarak hak ve değer tanıyan bir anlam vardır.
Çünkü bir kere, kadının cennete girebilmesi, her şeyden önce kocasının hizmetlerini en iyi bir şekilde görmesine, onu memnun etmesine, ona mutlak şekilde itaat etmesine ve onun şehvetini, yine onun dileğine ve zevkine göre gidermesine bağlıdır. Bütün bu işleri
kusursuz denecek şekilde yapmış olsa dahi, cennete girebilmesi yine
de kocasının iznine bırakılmıştır.
Öte yandan cennete alınan kadın
için mutluluk ya da huzur diye bir şey söz konusu değildir. Çünkü cennetler, sadece erkeklerin mutluluğu ve saltanatı için öngörülmüş ve bu maksata yarar şekilde hazırlanmıştır. Örneğin Kur'an'da,
özellikle "e'n Nebe", ya da "el-Vakıa" ve "e'd-Dehr" surelerindeki
cennet tanımlamaları bunun böyle olduğunu açıkça göstermeye yeterlidir. "e'n Nebe" suresinde Kurtuluş ve murada
eriş (yeri)' olarak belirtilen cennette '... memeleri yeni sertleşmiş
yazıt kızlar ve dopdolu kadeh' (K. 78; 33, 34) olduğu yazılıdır. 'el-Vakıa' süresinde, cennete giren mü'minlere 'kara gözlü huriler' vaad edilmiş ve bu hurilerin "kız oğlan kız olarak" halk edildikleri ve cilveli ve şirin sözlü olup "eşlerine aşık ve onlarla yaşıt" kılındıkları eklenmiştir. (K. 56 al-Vakıa 15-38) Hatırlatalım ki bu huriler ve kara gözlü dilberler, mü'min erkeklerin "asıl ve gerçek" eşleridir. Bu itibarla mü'min erkeklerin yeryüzündeki eşlerine her bakimdan üstünlük ve
öncelik arzederler.
Bütün bunlar gösteriyor ki yer yüzü kadınlarının "iyi ve inanmış
müslüman" olarak cennete girmiş olmalarının kendilerine mutluluk
ve huzur sağlaması söz konusu değildir. Aksine cennete girmek