Nur

"Kadınlar aklen ve dinen dün yaratıklardır".... ...Şeriatcı'nın mantığı, bugün hala şunu idrakten uzaktır ki "aklen ve dinen" eksiklik, ya da "şeytanilik" ve benzeri yetersizlikler, sadece kadınlara özgü olmayıp erkekler bakımından da (hatta daha da fazlasıyla) söz konusudur ve bütün bunlar yaratılış sorunu olmaktan ziyade eğitim ve yetişme sorunudur. Öyle anlaşılıyor ki Şeriatcı, din esaslarını, akıl süzgecinden geçireceği zamana kadar bu gerçeği anlamaktan yoksun kalacaktır
Reklam
"... Allah'ım kadınların cinsel tuzaklarını (benden) uzaklaştır; Eğer sen onların tuzaklarını benden uzaklaştırmayacak olursan onlara gönül verir ve cahillerden olurum." ( K. 12 Yusuf 33) Fakat bu yeterli değildir; müslüman erkeğinin bir de ayrıca Tanrı'dan cinsel organının şerrine karşı teminat alması ve bunun için ele : "Allahım .. .. cinsel organımın şerrinden sana sığınırım" diyerek dua etmesi gerekir.
Bakirelik kavramı, İslam'ın dinsel kutsallıkta saydığı bir şeydir. Çünkü 'Muhammed "Bakire ile evlenin" diye konuşmuş ve müslüman kişiyi bakire ile evlenmeye zorlamıştır. Bundan dolayıdır ki, müslüman kızının şeref ve haysiyeti "bekaretinin korumakla kaim ve yaşam kaderi de adeta bununla çizilmiştir. Ve sanılmıştır ki "bekaretini namus simgesi olarak benimsenmesi, kadının çıkarlarına ve ahlakiliğe uygun bir şeydir." Oysa ki aslında "bekaretin ne kadının çıkarlarıyla ne de ahlakilikle ilgisi vardır. Sadece ve sadece erkeğin mutluluğunu, huzurunu ve rahatını sağlama amacıyla ilgisi vardır. Nitekim Muhammed, müslüman erkeklere bakire kadınlarla evlenme gereğini öngörürken, bunun gerekçesini: ... Çünkü (bakire kızlar) ... daha tatlı dilli, dudaklıdırlar. Aldatma (ve cinsel arzularınızı erteleme) yetenekleri daha azdır. Cinsel ilişkilerde ve harcamalarda çak daha kanaatkardırlar... Bakire kızların kocalarına karşı daha itaatkar olacaklarını ve daha önce başka bir erkekle evli olmadıkları için eski kocalarını düşünmeyeceklerini belirtmekten de geri kalmamıştır. Söylemeye gerek yoktur ki bütün bunlar erkek sınıfının çıkarları için düşünülmüş şeylerdir. Böylece "bekaret" öğesi sanki kadın bakımından meziyet ve faziletmiş gibi gösterilmek suretiyle erkeğin çıkarları teminat altına alınmak istenmiştir. (Ibid I.114)
...mü'min kadınların, tıpkı mü'min erkekler gibi, cennete alınacaklarına ya da "anaların ayaklarının altından cennetler geçtiğine" dair hükümlerin özünde, gerçek olarak kadına ne kadın olarak ne de ana olarak hak ve değer tanıyan bir anlam vardır. Çünkü bir kere, kadının cennete girebilmesi, her şeyden önce kocasının hizmetlerini en iyi bir şekilde görmesine, onu memnun etmesine, ona mutlak şekilde itaat etmesine ve onun şehvetini, yine onun dileğine ve zevkine göre gidermesine bağlıdır. Bütün bu işleri kusursuz denecek şekilde yapmış olsa dahi, cennete girebilmesi yine de kocasının iznine bırakılmıştır. Öte yandan cennete alınan kadın için mutluluk ya da huzur diye bir şey söz konusu değildir. Çünkü cennetler, sadece erkeklerin mutluluğu ve saltanatı için öngörülmüş ve bu maksata yarar şekilde hazırlanmıştır. Örneğin Kur'an'da, özellikle "e'n Nebe", ya da "el-Vakıa" ve "e'd-Dehr" surelerindeki cennet tanımlamaları bunun böyle olduğunu açıkça göstermeye yeterlidir. "e'n Nebe" suresinde Kurtuluş ve murada eriş (yeri)' olarak belirtilen cennette '... memeleri yeni sertleşmiş yazıt kızlar ve dopdolu kadeh' (K. 78; 33, 34) olduğu yazılıdır. 'el-Vakıa' süresinde, cennete giren mü'minlere 'kara gözlü huriler' vaad edilmiş ve bu hurilerin "kız oğlan kız olarak" halk edildikleri ve cilveli ve şirin sözlü olup "eşlerine aşık ve onlarla yaşıt" kılındıkları eklenmiştir. (K. 56 al-Vakıa 15-38) Hatırlatalım ki bu huriler ve kara gözlü dilberler, mü'min erkeklerin "asıl ve gerçek" eşleridir. Bu itibarla mü'min erkeklerin yeryüzündeki eşlerine her bakimdan üstünlük ve öncelik arzederler. Bütün bunlar gösteriyor ki yer yüzü kadınlarının "iyi ve inanmış müslüman" olarak cennete girmiş olmalarının kendilerine mutluluk ve huzur sağlaması söz konusu değildir. Aksine cennete girmek
"sabır ve dua" diyen hükümet geldi aklıma
1809 yılında İstanbul'u kırıp geçiren veba salgını vesilesiyle devletin başvurduğu akılsız tedbirler, bu konuda verilebilecek örneklerden bir başkasıdır. "Akılsız tedbirler" diyoruz, çünkü Osmanlı yöneticileri, o tarihlerde, veba salgınını önleyici tıbbi sağlık tedbirlerini uygulayacak yerde vebanın sari bir hastalık olmadığını ve çünkü peygamberin hadislerinde bunun böyle olduğunun yazılı bulunduğunu ve bu nedenle sağlık tedbirleri almanın İslam'a aykırı düşünüğini ilan etmişlerdir...
Reklam