Seni görebilseydim dedim keşke
Keşke şu ay ışığında sen gelebilseydin.
Gelip geçtim yok.
Ay tutulsa da görecektim seni
Ishak kuşunun sükutunda.
Bu şiirde ay ışığında birbirini seyreden sessiz sevdalara gelsin.
Seherle yollara dökülen karıncalar
Azık toplayıp yuvalarına döndüler
Çobanlar yataklara vurdular sürülerini
El ayak çekildi yollardan.
Evler ışıklarını söndürdüler
Sokaklar öyle tenha ki, kolla beni.
Bu gece görebileceğimi düşündüm seni.
Ustura ağzındaki uykumu, ikiye böldüm.
Ayak seslerimi topragı içire içire sessizce kapına geldim.
Bir sarmaşık gibi duvara tutuna tutuna pencereden içeri girmek isterdim.
Bu fırsak her zaman ele geçmez.
Meyveli dalınım, salla beni.
Bir görsen tiril tiril titrediğimi.
Belki de halime çok güleceksin.
Bir hayal avcısı olduğumu sanıp sen hala bir çocuksun diyeceksin.
Yüreğimde çalan kemanlara rağmen
Geldiğin yere dön diye.
Bana tenha sokakları göstereceksin
Önce dinle, sonra yolla beni
İçim bir arı kovanı.
İçimde arılar uğuldaşıyor.
Nereye çekip gitsem ey sevgili.
Hayalin benimle yaşıyor.
Gitmek için gelmedim bu gece.
Vedat Türkali’nin “düşündüğünü söylemekten korkarsa bir kişi düşünmekten de korkmaya başlar” cümlesinden esinle merak ettiğini sormaktan korkmaya başlarsa bir kişi, merak etmekten de korkmaya başlar.
Sen benim için sabahın altı buçuğusun, her gece yatmadan önce saatini kurduğum ama hiç uyarlamadığım. Karanlık olduğu için korktuğum, gecenin son karanlığı olduğu için umut bulduğum, salı günlerinin ilk saatisin. Bazen de uyanamadığım çarşambalarımda, sevgiliyi gördüğüm rüyalarımsın. Akreple yelkovanın buluştuğu, akrebin elli dokuz dakikalık hasreti in bir dakikalığına son bulduğu o eşsiz buluşmasın.