Havvanur

Ben, el ayak çekildikten sonra odamın kapısını sürmeleyip kitaplarımla baş başa kalmak saatini dört gözle beklerim. Çünkü, bu ömrümün bütün hazin sergüzeştini ve yaşadığım anın ağır sıkıntısını unuttuğum tek saattir. O vakit, bu çıplak ve yalçın oda, gerçek dünyadan daha geniş, daha ferahlı bir alemin munis, sevimli ve her biri sihir ve füsunla yoğrulmuş mahlukları ile dolmağa başlar.
Sayfa 21
1000Kitap
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Çıplağım. Hiçbir şeyin, hiç kimsenin efendisi değilim, kendi inançlarımın bile. Rüzgara karşı duran, rüzgarın çarptığı şu yüzüm yalnızca; yüzüme çarpan rüzgar da benim.
“Böylece altın renginde olan buğday, onu her gördüğümde bana seni hatırlatır. Ve ben buğday başakları arasında esen rüzgarın sesini bile seveceğim artık…”
Sayfa 72·Kitabı okudu
Ama hatıralar fışkıran pınarlar gibi, durduramayağım bir hızla akıyorlar. Kelimeler biçiminde değil, hayaller olarak geliyor, yağmurun ıslattığı topraktan gelen koku gibi yükseliyorlar. Bu, diyorum. Bu ve bu. Saçlarının yaz güneşi altında nasıl göründüğü. Koşarkenki yüzü. Dersler sırasında baykuşlar kadar ağırbaşlı bakan gözleri…
Sayfa 359·Kitabı okudu
“Gerçekten de Akhilleus’u tanımayacağımı mı zannetmişti? Onu yalnızca dokunarak, yalnızca koklayarak bile tanırdım; kör olsam bile nefeslerinden, ayaklarının yere vuruşundan tanırdım. Ölmüş olsam bile, dünyanın sonu gelmiş olsa bile tanırdım onu.”
Sayfa 135 - patroklos·Kitabı okudu