Dostoyevski'nin(bana göre çok güzel) kitaplarından biri olan Kumarbaz, kesinlikle tavsiye ettiğim bir kitaptır. Okuduğum dönemde ilk oturuşta 150 sayfasını falan okumuştum. Zaten 180 sayfa falandı. Kumar oynamanın insan üzerinde ki etkilerinin yanı sıra insan ilişkileriyle ilgili de çok şey anlatıyor. Kitapların güzel yanıda bu zaten. Normalde yaşayarak öğrenebileceğiniz ya da hiçbir zaman yaşayamayacağınız hayatları, asla göremeyeceğiniz insanları, kısaca edinmek için büyük bedeller ödeyeceğiniz tecrübeleri oturduğunuz yerden edinmenizi sağlıyor.
Sayfa sayısı kısa olduğu için kitap içeriği hakkında çok fazla bir şey söylemeyeceğim, imkanınız varsa kesinlikle okuyun derim.
Okuduğum dönem fotoğrafını çektiğim sayfanın bir bölümü:
"Bazen en çılgın, en imkânsız görünen fikir kafanızda öyle kuvvetli bir yer edinir ki, öyle veya böyle gerçekleşeceğini zannedersiniz... Dahası bu düşünce şiddetli, güçlü bir arzuya eşlik ediyorsa, bazen onu kaçınılmaz, önceden belirlenmiş, kadere yazılmış, var olmaması, gerçekleşmemesi imkânsız bir şey gibi kabul edersiniz! Belki burada başka bir şeyler, önsezilerin bir bileşimi, olağandışı bir irade, kendi hayal gücüyle kendini zehirleme veya buna benzer bir şeyler söz konusudur... Tam bilemiyorum, ama (hayatım boyunca unutamayacağım) o akşam bir mucize yaşadım."...
Geçmişe Bay Bay Geleceğe Hay Hay, geçmişin yüklerinden kurtulup geleceğe umutla bakabilmeyi konu alan bir kişisel gelişim kitabıdır. Yazar, Anka kuşu metaforunu kullanarak insanın yaşadığı kırgınlıklar, hayal kırıklıkları ve zorluklardan güçlenerek çıkabileceğini anlatır. Kitabın temel mesajı, geçmişe takılı kalmak yerine affetmeyi, kabullenmeyi ve yeniden başlamayı öğrenmektir.
Dilek Cesur’un samimi ve akıcı anlatımı, okuyucuya bir dost sohbeti hissi verir. Kitapta psikolojik derinlikten çok motivasyon ve farkındalık ön plandadır. Bu nedenle akademik ya da bilimsel bir kişisel gelişim kitabı bekleyenler için yüzeysel kalabilir; ancak moral arayan, zor bir dönemden geçen veya hayatında yeni bir sayfa açmak isteyen okurlar için ilham verici olabilir.
Eser boyunca umut, cesaret, öz sevgi ve affetme temaları işlenir. Yazar, okuyucuya geçmişte yaşanan olumsuzlukların insanın kimliğini belirlemek zorunda olmadığını, her zaman yeniden başlama şansının bulunduğunu hatırlatır. Kitabın en güçlü yönü sıcak ve motive edici dili; en zayıf yönü ise bazı fikirlerin kişisel gelişim literatüründe sıkça karşılaşılan düşünceleri tekrar etmesidir.
Genel olarak Geçmişe Bay Bay Geleceğe Hay Hay, hayatında değişim yapmak isteyen, umut ve motivasyon arayan okurlara hitap eden, kolay okunan ve pozitif bir etki bırakmayı amaçlayan bir kişisel gelişim kitabıdır. 5 üzerinden yaklaşık 3,5/5 olarak değerlendirilebilecek, özellikle duygusal olarak yenilenme temalı kitaplardan hoşlananların ilgisini çekebilecek bir eserdir.
Geçmişe Bay Bay Geleceğe Hay HayDilek Cesur
İnceleme Spoiler İçerir
Yazarın tüm kitaplarını okumuş ve Babil kitabı ile Haşhaş Savaşı serisini çok çok seven biri olarak bu kitabında sıkılmak beni üzdü.
Kitap daha çıkmadan zaten çok patırtı koparmıştı. Bu kitabı okumadan şu şu kitapları, bu bu metinleri okuyun vs diye listeler falan paylaşılıyordu. İnsanda bu kadar dolu dolu, göndermeli bir kitabı dümdüz okursam bir şey anlamam diye düşünüyor. Ama alakası yok, Dante yada mitoloji hiç bir şey bilmeseniz de kurguyu anlayabilirsiniz. Tüm göndermelere hakim olmak zorunda hissetmediğiniz sürece sorun yaşamazsın.
Kurguya gelecek olursak yazarın mutsuz/gri sonları meşhur olduğu için hep Peter'ın eninde sonunda öleceğini bekliyordum, asıl beklemediğim geri dönmesi oldu. Yani yazar mutlu sonla beni şaşırttı, hiç onluk değildi sanki.
Hikaye aslından fikren cok güzeldi, büyü sistemi de ilginçti, özgündü kabul. Ama bize büyünün nasıl işlediğini anlatıp sonra su paradoksu kullanacağım diyip geçse mesela çok daha akıcı olurdu kitap. Sürekli bir bilgi bombardımanına tutuldum sanki. Başlarda bir iki bu nedir diye bakayım dedim ama sonu bucağı gelmiyor, bir de yazar zaten kitapta uzun uzun açıklıyor sürekli.
Cehennem katmanları, tasvirleri güzeldi ancak yolculuk çok uzadı gibi. Olaylar kısa sürede gerçekleşiyor aslında ama çok ayrıntı okuyoruz, yoruyor.
Yine yazarın başka bir imzası da gri/anti kahramanları ana karakter yapmasıdır. Ben şimdiye kadar bir şekilde gri de olsa sevmiştim tüm ana karakterleri, Rin koyu gri Robin açık griydi bence ama yinede sevmiştim. Alice ise gri degildi, finale kadar gayet net bir siyahtı. Yok akademik ortamdaki rekabet, yok akıl hocasının kötülüğü ve etkisi, yok hırsı vs. yaptıkları için hep bie bahanesi vardı ama zaten cehennemdeki tüm karakterlerin durumu buydu, nedensiz salt kötü olmak
Bu da bitti. Zaten çok sevdiğim bir seri. Üçüncü kitabında olayların bambaşka yerlere gelmesi aşırı sürükleyiciydi. 7. türü arıyorduk, ve bulduk da. ama biraz hayal kırıklığı oldular. Andarna'nın çekip gittiği sahne çok kötüydü, baya ağlattı beni. Ama asıl mevzu son savaştı. Violet'in hafızası silinmişti ve savaştan sonraki 12 saati hatırlamıyordu. Orada da bitti. Kim bilir ne oldu, muhtemelen Xaden tamamen bir venin oldu. o yüzden de diğer veninlerle birlikte gitti diye düşünüyorum. Gerçekten çok güzeldi. Özellikle sona bıraktığım bir kitaptı. Beni oldukça tatmin etti. Umarım 4. kitap bir an önce çıkar.
Balzac’a Vadideki Zambak eserinden ötürü önyargılı yaklaşarak okumaya başladığım bu kitap başlarında balzac’ın bilindik yer betimlemeleriyle farkettirmeden hikayenin içine yavaş yavaş dalıyor. Betimlemelerle ve oldukça tarihteki isimlere atıfta bulunarak ilerleyen bu eser, insan açgözlülüğü, cahilliği ve politika savaşları üzerinden küçük bir kızın hayatına mal olmasını ele alıyor.
Balzac insanın güç ve para için yapamayacağı bir şey olmadığı, ikiyüzlülüğünü ve cahilliğini yüzyıllar öncesinde kaleme almış. Bu da dünya düzeni ve insanın duruşunu tekrar doğrulatıyor.