Son bir ayımı birlikte geçirdiğim Sefiller kitabı için bir inceleme yazmak benim için zor olsa da ifade edebildiğim (becerebildiğim) kadarıyla bir şeyler yazmak istedim.
Sefiller 19. yüzyılın en büyük eserlerinden biri olarak kabul görmüş tam bir klasiktir. Hugo Sefiller kitabında Voltaire, Rousseou, Montesquieu, Diderot ve benzeri yazarların da benimsediği “toplum için sanat” anlayışını romantizm ile harmanlayarak sunmuştur. 19. Yüzyıl Fransa toplumunun bir aynası niteliğindedir. Kitap bölümlerinde anlatılan dönemi, anlatılan bölgeyi ve karakterleri ayrıca başlıklar altında ayrıntılarıyla anlatılması güzel olmuş ve hikayenin anlatışını ve anlayışını daha da sağlamlaştırmış. Genel olarak güçlü ve akıcı bir kurgusu vardı. Fakat bazen hikaye akışının bir anda kesilip dönem veya karakter hakkında bilgi bölümlerinin verilişi kısa süreli kopmalara neden oluyordu. Sabırsız bir okuyucu belki bu konuda sıkılabilir ama okumaya devam edildiğinde herkes o muhteşem paragraflara hayran kalacaktır. Toplumu sarsan, karanlıklara ışık tutan kelimelerin mükemmel birlikteliği döneminin ve başka birçok dönemin güneşi görevini görebilecek nitelikte bir kitaptır. Hugo sonlara doğru kitap hakkında şöyle geniş bir de açıklama yapıyor:
“Okuyucunun şuan elinde tuttuğu kitap tüm ayrıntılarıyla bir bütün olarak ele alındığında kesintileri, istisnaları, bezginlikleri ne olursa olsun, başından sonuna kadar kötülükten iyiliğe, adaletsizlikten adalete, yanlıştan doğruya, geceden gündüze, tutkudan vicdana, çürümeden yaşama, sorumsuzluktan göreve, cehennemden cennete, hiçlikten Tanrı’ya doğru yürümektedir. Çıkış noktası madde, varış noktası ruhtur. Başta ejderha, sonunda melek.”
1724 sayfalık serüvende genel olarak Jean Valjean’ın başından geçen olayları okuyoruz. Hugo, Jean Valjean karakterini