Hasan Berk ATA

Başka bir olay, Manisa'da konuştuğum bir kadınla belle. ğimde yerleşmiştir. Manisa'nın yıkılmış durumunu ve orada geçen korkunç olayları tahayyül etmek bile güçtür. Bu kadının evi yanmamış. Bahçesindeki ağaçlar altında bana geçen olayları anlatmaya başladı: "Bizim ordumuz İzmir'e girince, evime döndüm. Bahçede, iki kadının ölüsünü buldum. Bir tanesi, gebe. Karnı süngüyle delinmiş. Ama ben gene de Rumların linç edilmesine dayanamıyorum. Biz Müslümanız. İntikam ve zulüm bize yakışmaz."
Sayfa 250·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Mustafa Kemal
Mustafa Kemal Paşa, oturduğu koltuktan güçlükle kalkmaya çalıştı. Çünkü, kaburga kemikleri hâlâ ağrılar içindeydi. Yanında Mustafa Kemal Paşa'nın ikiz kardeşiymiş gibi kendisine benzeyen bir albay ayakta duruyor. Mustafa Kemal Paşa'ya doğru, kalbimde gerçek bir saygıyla gittim. O kendi halinde odada, bütün gençliğin bir millet yaşasın diye ölmeyi göze alan kararını simgeliyordu. Ne saray, ne şöhret, ne herhangi bir kudret onun o odadaki büyüklüğüne yaklaşamaz, Gittim, elini öptüm.
Sayfa 185·Kitabı okudu
Onlar (Yunanlılar) zafer ve megalo idea için dö-vüştüler, fakat Türkler ocaklarını ve yurtlarını koru-mak için savaştılar. A.H. Lybeyer
Sayfa 177·Kitabı okudu
Savaş
Eskişehir'e girerken artık çekilme gerçekleşmişti. İsmet Paşa'nın kendisi bu çekilmenin selâmetle yapılmasını sağlamak için belki arkada kalacaktı. O anda duyduğum üzüntüyü ve savaşa karşı tiksintiyi hiç unutmayacağım. Fakat, biz savaş yapmak zorundaydık. Çünkü düşmanlar evlerimize kadar gelmiş, savaş istesek de istemesek de, yurdumuzu yakıp yıkacaklardı. Niçin? Çünkü, bir ya da birkaç siyaset adamı Yakın Doğu'nun haritasını değiştirmek hevesine düşmüşlerdi. Yunanlılar da kazanç ve zafer hırsına düşmüşlerdi. Fakat onlar da bunun neye mal olacağını görüyorlardı. Gerçi, daha zafere kavuşmamışlardı, işin sonu da gelmiş değildi.
Sayfa 173·Kitabı okudu
Savaş denilen kanlı ziyafet
Ertesi gün, koğuştan çıkarken, sofanın sedyelerle dolu olduğunu gördüm. Her yer tıklım tıklım dolmuştu. Kımıldanacak yer kalmamıştı. Kimse, hattâ, hastabakıcılar bile gülmüyordu. Ameliyat masası kan içindeydi. Herkes susmuştu. Bakıyorsunuz, genç bir subay, iki yaralının elini yakalamış, çocuk gibi ağlıyor. Büyük bir sedyenin içinde koskocaman bir adam "Ben yaşamak istemiyorum, ölmek istiyorum. O öldü, komuta-nım öldü" diye söylenip ağlıyor, "Öcünü alacağız" sözleriyle o parça parça, kasap dükkânındaymış gibi duran insanların arasında garip görünüyordu. İşte, savaş denilen kanlı ziyafetin burası mutfağı. Orada insan parçaları, gelip geçiyor. Savaşı büyük isimler yapıyor, siyaset adamlarının, komutanlarının heykelleri yapılıyor, halk onlara tapıyor. Halbuki, burada, iki dakikada gelip geçen büyük ruhları kimse ne biliyor, ne anlıyor.
Sayfa 172·Kitabı okudu