Kur’ân, Tevrat ve İncillerde geçen hikâyeleri anlatırken Hz. Muhammed dönemi Yahudileri ve cahiliye Araplarının “kendilerine âyetler okunduğu zaman: ‘eskilerin masalları (Kalem: 15; Nahl: 24; Mutaffifîn: 13; Ahkâf: 17; Enâm: 25)’ deyip küçümser tarzda alay edip eğlendiklerini ifadelendirir. Hatta ‘inkâr edenler: ‘Bu (Kur’ân), yalandan başka bir şey değildir. (Muhammed) onu uydurdu, başka bir topluluk (Yahudiler ve başkaları) da kendisine yardım etti’ dediler de kesin bir haksızlığa ve iftirâya vardılar. Dediler: ‘Evvelkilerin masalları, onları yazdırmış, sabah akşam onlar kendisine okunuyor (Furkan: 3-5)’ sözleriyle işi daha da ileri götürüyorlardı.
Evet, anlatılanlar eskilerin masallarıydı belki ama unutulan bir nokta vardı. Bunları anlatan peygamberin bunları bilmesine imkân yoktu (Ankebut: 48), çünkü klasik bir ifadeyle O, ümmi idi (A’raf: 157-158). Dahası ‘vahyedilen bilgiler gayb haberlerindendi ve ne peygamber ne de halk, daha önce bunları bilmiyordu (Hûd: 49)’. Dolayısıyla Hz. Muhammed, anlatılanları düzenleyip belli bir metodolojiyle dillendiremezdi. Yani bu kitap, ilahi bir gücün eseri idi.