Efendimiz (sas) Kuba'ya varıp, çok coşkulu bir topluluk tarafından karşılaşınca, Yahudiler oldukça telaşlanmış, Yesrib'deki üstünlüklerini kaybetmenin korkusunu yaşamaya başlamışlardır. Bir Yahudi, büyük bir öfke ile Beni Kurayza mahallesindeki bir hurma bahçesine girmiş, bahçenin sahibi olan diğer Ya hudiye olan-biteni anlatmaya başlamıştı. O anlattıkça, o anda ağacın tepesin de olan Selman'ın ayakları titremeye başlamış:
"Vallahi! Bu o..." demişti. "Bu beklediğim peygamber, bu hakikat yolunun muallimi"
diye içinden geçirmişti. O kadar heyecanlanmış ki neredeyse ağaçtan düşecek gibi olmuş, hemen aşağı inmiş, efendisine bir şeyler sormuş, ama zaten sinirleri gerilen efendisi on tersleyerek işinin başına göndermişti. Derken Selman bir yolunu bulmuş ve bir miktar hurma alarak Kuba mahallesinde olan Efendimiz'i (sas) ziyaret etme ye gitmişti. Uzaktan Efendimiz'i (sas) görünce acaba bu O mu demişti? Be yük bir heyecan ile Efendimiz'in (sas) huzuruna geldiğinde elindeki hurma ları ona uzatmış, bunların sadaka hurmaları olduğunu söylemişti. Efendimiz (sas): "Ben yemeyeyim ama arkadaşlarıma ikram edebilirsin" demişti. Selmin öğreneceğini öğrenmişti. O hakikat arayışında bu bilgiye vakıf olmuştu. Gelecek son elçi hakkında üç bilgisi vardı.
"O sadaka kabul etmez, o kendisine ikram edilen hediyeleri geri çevirmez, onun sırtında nübüvvetin bir işareti olarak bir mühür, bir iz vardır."
Şimdi Selmân bu bilgilerden birini doğrulatmıştı, geriye diğer ikisi kalmıştı. Aradan bir müddet geçince, Efendimiz (sas) Kubadan Medine'ye gitmiş; orada Mescidini inşa etmiş, Muhacir ve Ensar kardeşliğin tesis etmişti. Selmân-i Fârisi yine bir fırsatını bulmuş ve bir tabak hurmayi Efendimiz'in (sas) huzuruna gelmişti. Hurmaları takdim ederken: "Bunları size hediye olarak getirdim" demişti.