Oblomov'u tanıyın. Oblomovlukla tanışın. Pek çok "kişisel gelişim" türü altındaki kitaptan daha dolu bir felsefe taşıyan bu eserle vakit geçirmelisiniz. Bilhassa hayatınızın erken gençlik dönemlerinde tanışmışsanız daha faydalı olmasının yanı sıra herhangi bir yaşınızda da hayatınızı sorgulamanıza neden olup atacağınız adımlarda teşvik edici motivasyonu destekleyecek Oblomov okunmalı.
Kitabın kalınlığına bakarak Oblomovluk edip de başlamaya korkmayın
Keyifli okumalar!
Favori yazarımın son kitabı... Yarım kalmış olması, adil bir incelemeyi imkânsız kılıyor. Zira yarım kalmışlığı daha son sayfayı çevirmeden derinden hissediyorsunuz. Kurgu daha yeni oturmaya başlamıştı. Donatılacak pek çok şey vardı. Gelişememiş ilişkiler ve kurulmamış bağlar... Tamamlansaydı tüm eserlerinden daha kapsamlı bir anlatımı olacağına, belki de en uzun kitabı olacağı hissine kapıldım.
Jane Austen, usta bir kalem. Sandition tamamlanamamış bir eser; buna tekrar parmak basmak istiyorum. Yorumlar fazla acımasız.
Okurken yine de keyif aldım. Belki durumun bilincinde okuduğum için son lokma edasıyla geçtiğimden, her kelimenin üzerinden... Son iki bölümde sayfaları çevirirken hep o buruk tadı aldım. Sağlığının bozulduğu bir dönemde hastalık hastası toplumu hicvetmesi de düşündürücü.
Senaristlerce tamamlanmış sonunu ne denli yakıştırırım, bilemiyorum. Fazlasıyla eksik kaldı çünkü.
Kitaptan hoşlanmadım. Sonsözünde kendini açıkladığını düşünse de fikirler çelişkilerle dolu. Rahatsız eden o kadar çok şey var ki... Evet, günümüzde erkeklerde sıkça savunulan -en ufak bir haklılığı söz konusu bile olamayacak- "sağlık için gerekli" bahanesi altında ahlaksızlığın yayılmasına karşı duruşu onaylıyorum! Bunun dışında o kadar uç noktalarda ve çelişen durumlar var ki... Neyi savunduğuna, teşvik mi tenkit mi ettiğine karar veremediğim çok konu var. Tekrar düşünüyorum; yine kitaptan hoşlanmadığım sonucuna varıyorum.
Yazar Jane Austen olunca okumak benim için ayrı bir zevke dönüşüyor! Cümleleri okurken, masasının başında cümleleri an an yazdığını hayal etmekten alamıyorum kendimi. Gözümde hem o kitabın ilerleyişindeki heyecan ve hisler canlanıyor hem de kitabın sahneleri... Her sahneyi bir sitcom tadında hayalimde canlandırabiliyorum. Her mektubu bazen keyifle bazen de şokla sorgulamaya girişiyorum. Yaşanılan durumun neticesinde kendimi son derece eğlenirken buluyorum. Anlık duygu değişimleriyle merakım arttıkça artıyor, sayfaları hızla çeviriyorum... İşte böyle aktı gitti eser. Keyifle, hoş geçen dakikalarla...
Yazara çoğu noktada hak vereceğiniz bir varsayımsal geçmişin geleceğe etkileri üzerine uzun bir fikir yolculuğu sizi bekliyor. Belki, daha önce aklınızda "Şu, şöyle olsaydı şimdi nasıl olurdu?" dediğiniz bir konuya değindi... Belki hiç düşünmediğiniz ve farkındalığı sizi şaşırtan bir konuyu zihninize soktu... Bir şekilde yazarla birebir bir sohbette buluyorsunuz kendinizi. Fikirlerini size açarken çok samimi hissettiriyor. Katılmanız ya da katılmamanız mühim değil; düşüncelerini dinlemekten zevk alıyorsunuz. Derin, bol bol düşündüğünüz bir sohbet!
4. bölüm benim için diğerlerine nazaran daha ilgi çekiciydi: Jane Austen, Charlotte Brontë, Emily Brontë gibi güçlü yazarlar üzerinde durulması, ilgimi kaybetmenin eşiğindeyken, tekrar zihnimde kitaba karşı ilgi uyandırdı.
Bende negatif etki yapan tek konu; yazarın, savunduğu düşünceleri aynı cümlelerle çok sık yinelemesiydi.