"Bizler fırtınaya yakalanan gemilerden batmamak için denize fırlatılan safra örneği, toplumdan dışarı atılmışız. Toplumun dışkısı gibi atmışlar bizi buraya ki, kendileri arınıp bizden, kirlenmeyeler..."
"Biz insanlar, hepimiz, her hücremizden görünmez milyarlarca iplikle topluma bağlıyız, toplumun bir katına bağlıyız, bizi o iplerin yönettiğini bilmediğimizden, özgürüz, bağımsızız sanırız kendimizi."
Her şey, var olan her şey, her düşünce, birbirine karşıt iki şeyin bileşimiydi. Var olmak demek, iki karşıt şey olmak demekti, bişeyin karşıtı da olması demekti: Olumlu-olumsuz, ak-kara, tez-antitez... Karşıtlar sürekli, savaşım içinde yok olurken yeni bir bileşim çıkıyordu ortaya. Her yeni bileşim de, kendi karşıtının tohumunu içinde taşıyordu. İşte varlık buydu, doğa buydu, tarih buydu...