Arka kapağını beğenince bu kitaptan beklentim arttı sanırım. Kitapta, içinde über zengin kişiler barındıran bir arkadaş grubu, gruptan iki kişinin düğünü için Japonya’da terk edilmiş bir malikhaneye gidiyor. Malikhanede de bir hayalet gelinimiz var. Über zengin insanları okumaya, hele bir de kötü yazılmışlarsa asla katlanamıyorum. Karakterlerin hiçbiri bana etten kemikten insanlar gibi gelmedi çünkü yazar karakterleri diyaloglarla tanıtırken sadece yüzeysel kalmış. Karakterizasyonlar bir süre sonra ‘’bu iki kişi bir zamanlar ilişki yaşıyordu fakat ayrıldılar, sonra güzel ceketli yakışıklı olan şuradakiyle takılıp buna şunu söyledi, sonra diğeri de oradakine şöyle yaptı’’dan öteye gidemiyor. Böylesine potansiyeli yüksek bir temelle yola çıkıp büyük resimde hikayenin bu kadar sığ kalması beni üzdü. Diyalogların lisede yazdığım fan kurgusu hikayelerden öteye geçememesi de cabası.
Kitapta olan biten anlatılırken devamlı bir benzetme kullanma meyli vardı ve bu beni okurken çok rahatsız etti. Bana kalırsa şiir gibi bir tür dışında bu kadar benzetme, kitabın ciddiyetinden götürüyor. Şiirden bahsetmemin sebebi, kitaptaki korku verici sahnelerin birçoğunda bu benzetme kalabalığının beni rahatsız etmemiş olması. Karakterler arasındaki iletişimde ve sahne nitelenirken fazla fazla gelen imge, benzetme ve metafor kullanımı kitabın paranormal kısımlarında beni rahatsız etmedi. Japon efsanesi kısımları beni aldı götürdü, ancak sadece taslakta kalmış gibiydi.