Bir köz kuyusunun dibine bağdaş kurup oturdum. Fark ettim ki, ilk kez, ne bir tarafım, ne öbür tarafım, sadece ben ve külsüz dumansız yangınım, dört yapraklı yonca, boru otu veya ayçiçeği gibi, tek taştan oyulmuş mücevher gibi, yekpare, kendisi ve bitarafım.
“Şimdi sana çok özledim desem,
vereceğin cevabı bilmiyorum.
ama çok özlüyorum.
anlatılır hâl değil inan.
yazamıyorum,
arayamıyorum.
sarılamıyorum.
hiç öpemiyorum.
fakat öyle özledim ki,
yer gök şahit.
herkes üzülüyor.”