Kült korku filmi Hellraiser’dan daha ‘ikonik’ ne olabileceğini merak ediyorsanız cevap kesinlikle filmi doğuran bu kitap. Efektleri zamanı nedeniyle biraz komik olmasına rağmen yıllarca bayıldığım bir filmdi; kitabının mükemmelliğini gördükten sonra retrospektif olarak bir hayal kırıklığı yaşamadım değil.
Yanlış anlaşılmasın, filmde yazarın da payı var, yani kimi şeylerin değiştirilmiş olmasını onaylamıştır, ama kitabı okuduğunuzda “Keşke her şey olduğu gibi kalsaymış” demekten alıkoyamayacaksınız kendinizi.
Barker’ın yazım tarzı son derece hislere hitap ediyor, bu sayede kitabın atmosferi okuru içine çekebiliyor, okurun karakterlerin korkularını ve arzularını rahatlıkla paylaşmasına el veriyor. Üstelik bunu az kelimeyle, hatta diyalogla başarıyor! Hellraiser’ı izleyen herkesin bildiği ‘gory’ ve cinsel olanın iç içe girdiği, ürkütücü ve garip erotik havayı kitapta daha bile fazla hissettiriyor Barker, çünkü kalemi kan dondurucu olduğu kadar adeta şiirsel raddede güzel bir duygusallıkla yüklü.
Barker’ın karakterlerinin en şahane yanı, boyutlu olmaları. Bu kadar kısa bir kitapta bu kadar zengin karakterler inşa edebilmek çok az yazarın harcı. Kitabı bu denli sevmemi sağlayan esas şey ise kadın ana karakterlere hiçbir zaman ‘male gaze’ üzerinden bakılmaması. Kadın karakterler, tamamen birey olarak kurgulanmış ve hiçbir noktada ahlakçı, didaktik bir yargılamaya uğramıyor. Tersine, en korkunç şeyleri yaptıkları anlarda bile Barker onlara sempatiyle yaklaşıyor ve okurun, bu davranışların ardındaki motivasyonları yargılamaksızın anlamasını sağlıyor. Barker aynı zamanda kadınların gerçekliklerini de anlıyor.
Zannedersem sayfalarca daha yazabilirim Barker’ın dilinin mükemmelliği hakkında. Belki de doğru soru “Barker’ın yapamadığı bir şey var mı?” çünkü cevabı basit: yok.