Hz. Peygamber, “Niye ağlıyorsun Abdullah!” buyurdu.
İbn Mesud: “Resulallah, Kisra, Kayser atlas ve ipekler üzerinde yürüyorlar. Sen ise bu hasır üzerinde uyuyorsun. Bu hasır da senin vücudunda izler bırakıyor.”
“Ağlama Ey Abdullah! Benim dünya ile ne alakam olabilirki? Ben bu dünyada ağacın altında gölgelenen, sonra da oradan kalkıp giden binitli bir yolcu gibiyim.”
Oysa insan ancak kendisi dışındaki varlıklarla, insanlarla, tabiatla, evrenle ilişki kurabildiği, onlarla çoğalabildiği, onlarla bir bağ ve ünsiyet kurabildiği oranda insandır.
Yaratılış alemi tabiatı gereği çokluk üzere kuruludur. Çünkü mutlak birlik ve teklik Allah'a mahsustur. O'nun dışında her şey çoklukla vardır. Evrende birbirinin aynı olan iki şey yoktur. İkiz, benzer, aynısı vs dediğimiz şeylerin hepsi birbirinden farklıdır. Kesret yani çokluk, varoluş aleminin zati ve zaruri bir yönüdür.
"Sohbet" kelimesi sahabe ve sahip olmakla aynı kökten gelir. Peygamber Efendimizin (s.a.v) arkadaşlarına sahabe denmesinin sebebi onların sohbet ehli olmalarıydı. Peygamberimizin sohbetinde bulundukları için onlara sahabe deniyordu. Sohbet ehli olanlar birbirlerine sahip çıkarlar; aklen, zihnen, kalben, duygu olarak...
Ve o bir akıştır, bir yolculuktur.