İnsan, büyük kalabalık şehirlerde kolaylıkla yalnız kalabilir. Fakat münferit ve tek başına olması hiçbir zaman mümkün değildir. Tek başınalığın bizi tecrit eden değil, varlığımızın tamamını tüm şeylerin hazır oluşunun engin yakınlığına yansıtma gibi kendine özgü ve asli bir gücü vardır.
Düşünmenin konusu varlıktır. İster sahildeki kum tanelerini yahut gökteki yıldızları düşünelim, ister 2 × 2’nin kaç ettiğini hesaplayalım, istersek de insanların psikolojik, toplumsal, siyasi vs. davranışlarını tahlil edelim, düşüncenin nihai konusu varlık ve onun namütenahi tezahürleridir. 
Heidegger için şehir ve üniversite ortamı, düşünceyi boğan, felsefi akademizme kurban eden, fikir çilesini ünvanlara, makamlara, atamalara, bölüm toplantılarına, akademik ego savaşlarına kurban eden tüketici bir niteliğe sahiptir. Düşünmek için bu karanlık ve puslu dünyadan kaçıp kurtulmak gerekir.