Hikmet, bir şeyin nedenini ve gerekçesini ortaya koyar. “Nasıl” dan önce “neden” sorusunu cevaplar çünkü neden sorusu, bütün soruların başıdır. Aristo‘dan Kindi’ye, Farabi’den İbn-i Sina’ya kadar ilk felsefenin amacı da bu “neden” sorusunu cevaplamaktır. Bir şeyi neden şöyle değil de böyledir sorusu var mıdır? Sorusu takip eder ve en az bir şeyin varlığını ortaya koymak kadar önemlidir. 
Masamdaki çiçeğe baktığımda onu gözlerimle görür ve kokusunu içime çekerim. Fakat çiçek alım, bunlardan ibaret değildir. Çiçeğin manası, fiziki özelliklerinin ötesine geçer. Çiçeği sandalyeden ayıran ve ona varlık dünyamda farklı bir yer veren, çiçeğin suretinin ve şeklinin ötesindeki manasıdır. Burada akıl, tahayyül, sezgi ve kalp hep birlikte devreye girerek çiçeğin anlam yüklü bir özne olarak kendini takdir etmesine imkan sağlar. Çiçeğin kendini anlamlı bir varlık olarak sunmasıyla idrak melek elerimiz arasında bir buluşma gerçekleşir. Bu buluşma olduğunda tahkiki bilgiye ulaşırız. Buluşmadığımızda özne bir yerde, nesne bir yerde durur. Bilgi, idrak ve tefekkür hedefin gerisine düşer.
Akıl kendi sınırlarını rasyonel bir şekilde ortaya koyacaksa, bunu ancak her şeyi kuşatan varlığın bir parçası olduğunu idrak ederek yapabilir. Akıl, vücud ikliminin bir parçasıdır. Benim ötemde bir gerçeklik yok, sınırları da ben çizerim diyen bir akıl önce kendini, sonra varlığa ihanet etmiş olur. Aklın en büyük düşmanı, kendi ürettigi rasyonel canavarlardır.