- Her zaman tok olmak ne iyi!
- İnsan rahatça uyuyor.
- Aç acına bırak. Allah açlığı düşmanıma bile vermesin…
- Ben aç yattım mı kötü kötü rüyalar görürüm nedense. Ya ya uçurumdan yuvarlanırım ya da kolumu aslan, kaplan koparır, ya yılan sokar. Bâzı bâzı bağırırmışım…
- Mışım ne kelime? Öküz gibi böğürürsün hem de!
- Hiç bilmiyorum. Demek açlığın boku?
Acı ve acımasız yaşamları onları katı gerçekçi yapmıştı. Önemli olan, insanın vicdanını susturması için bir gerekçe uydurması, sonra da uydurdugu gerekçeyi kendisinin de inanmasıydı. Bu gerekçeyi uydurmuşlar ve vicdan denilen öbür hayvanın önüne patlayınca yedek giyebilecek denli gerekçe yığmışlardı.
Niçin bu yeryüzünde istemediği şeyleri yapmak zorunda kalmış, niçin yapmak istediklerini yapamamıştı? Ustam bunları, en kalın çizgili sözlerle, en yalın biçimde anlatmıştı. “Biz insanlar,” demişti, “hepimiz, her hücremizden görünmez milyarlarca iplikle topluma bağlıyız, toplumun bir katına bağlıyız,” demişti, “bizi o iplerin yönettiğini bilmediğimizden, özgürüz, bağımsız sanırız kendimizi,” demişti. “Sen bağımsız olaydın hiç o suçları işler miydin; özgür olaydın hiç Tophaneli İlhami’yi vurur muydun? demişti. “Öyleyse…” demişti…