• “Kediniz kaybolduğunda paniğe kapılıyorsunuz. Kedi kaçıranlar, hayvanları canlı canlı kesip üstlerinde deney yapanlar geliyor aklınıza. Hayvanınızın kısılıp kaldığı deliği, sürünerek eve gelmesini engelleyen yaraları kafanızda canlandırıyorsunuz.
    Ağlıyorsunuz.”
  • Çoğu zaman kızgın oluyordun bana, biliyorum. Hem de çok kızıyordun. Öyle öfkeleniyordun ki o anda oluşan enerjiden bir ülke bile aydınlanırdı kesin. Benim ne kadar cahil bir insan olduğumu, dünyanın en geri kafalı insanı olduğumu düşünüyordun kesin böyle anlarında. Belki küfürler bile ediyordun bana içinden. Beni beğenmiyor ve benden utanıyordun. Söylediklerimin hepsi senin için değersiz birer kelimeler yığınıydı. Tut saplarından at çöpe!
    Sen eve geç geldiğinde sana bir şey olmuş olacağından korktuğum için kızıyordum hep. Ne yapayım işte, ben de böyle görmüştüm babamdan. Her duygumu, korkumu bile bağırarak, kızarak belki döverek dışa vuruyordum. Ama seni hep seviyordum. Hep sevdim. Belki sana bunu hiç söylemedim ama belli etmek için çok çaba saf ettim. Oğlum, şu; “seni seviyorum” cümlesinde öyle bir kılçık var ki, söylerken sürekli diline batıyor insanın. Bir türlü diyemiyorsun. Dil ile dile getiremediğini beden ile anlatmaya çalışıyorsun. Mesela benden bazen para istemezdin ama cebinde paran olurdu bilirdim, ona rağmen çıkarır biraz daha para verirdim sana. Verirdim, çünkü diğer çocukların yanında mahcup ol istemezdim. Sen bir şeylerden geri kalacaksın diye ödüm kopardı. Başına bir şey gelecek diye yüreğim ağzıma gelirdi, geri yutardım her seferinde onu. Mesela bazı geceleri arkadaşından kalmak isterdin ben izin vermezdim sana. Sen bana en çok bu zamanlarda kızardın. Odana kapanır günlerce yüzüme bakmazdın. Ama vallahi oğlum hep korkudandı. Sana bir şey olur korkusundan.
    Genelde eve gece geç saatlerde gelirdim. Bir keresinden duymuştum seni annenle konuşurken; “Babam niye eve hep geç geliyor? Evi otel gibi kullanıyor. Sabah kalkıyor kahvaltı yapıp çıkıyor, gece de gelip yatıyor sadece.” O an çok sinirlenmiştim sana böyle düşündüğün için. Halbuki ben çift işte çalışıyordum sen okulunu daha iyi şartlarda oku diye. Annene ben tembih etmiştim sana bit şey söylememesi için, üzülme diye.
    Şimdi dün geceden beri hastanedeki yatağımın kenarında oturmuş uykusuz gözlerle bana bakıyorsun. Bense bitki olmuşum, boş boş duvara bakıyorum. Sana öyle çok şey söyleyemedim ki, affet beni. Seni çok kırmışta olabilirim, helal et hakkını. Ben ne yaptıysam senin için yaptım. Belki geç vardın bunun farkına veya hiç varmadın. Sadece bana acıdığın için bekliyorsun başımda. Sen şimdi büyüdün saygı değer bir avukat oldun, bense bitki… Hep gülesim geliyor bu halime. Babam bana hep derdi ki; “Ot geldin, ot gideceksin…”
    Doktor içeri geliyor. Fişimi çekmek için. Siz bir kağıt imzalıyorsunuz, ağlıyorsunuz, doktor fişe gidiyor. Ulan bak yine gülesim geldi. Öleceğim birazdan. Şarjı dolmadan şarjdan çıkarılan bir telefon gibi bitecek işim. Bir beynim, kanadı olana bak. Doktor fişi çekiyor, gözlerim buğulanıyor. Gülesim geliyor… Ot geldim, ot gidiyorum. Babam ne kadar haklıymış. Babalar hep haklı gidiyor...