“Ey Rabb’imiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma, bizi katından rahmet bağışla , hiç şüphesiz bağışlayıcı Sensin. Ey Rabb’imiz, geleceğe şüphesiz bir günde tüm insanları bir araya toplayacaksın.Hiç şüphesiz Allah vaadinden caymaz.”
Âl-i İmran 8,9
Bu Zafer, başka sancaklar altında değil, inanç sancağı altında kazanılan zaferdir.Başka amaçlar uğruna değil , Allah’ın dininin , O’nun Şeriatının zaferi için girişilen bir cihaddır.Herhangi bir yurt için değil , belirtilen şartları taşıyan “ İslam Yurdu” korunmasın uğruna verilen bir cihad.Ne ganimet ve ne şöhret için… Ne belirli bir toprağı ve ne de bir kavmi korumak için… Ne aile ve çocuk savunması için… Yalnız onları Allah’ın dinine karşı belirecek bir fitneye karşı korumak için.
İnsanın kâinata, hayata, insanî gelişmelere, sosyal statülere, değer ölçülerine, ahlâka, geleneklere ve bunlar gibi insan psikolojisi ile ondaki gelişmelere bakış tarzını etkileyen inanç kavramlarına ilişkin ilimlerin tümünde İslâmiyet , “ ilim başka, âlim başka” şeklindeki basmakalıp görüşü tanımaz.
Fertlerinin bir kısmının kanun koyan rabbler, diğerlerinin de onlara uyan kullar olduğu bir toplumda, insanın gerçek manada ne hürriyeti ne de değeri vardır.
İslam’ın ana temeli olan ‘Lâ İlâhe İllallah, Muhammedun Resulullah ‘ şehadet cümlelerini gerçekleştirmek üzere , tek Allah’a kul olma ilkesine ihlasla sarılmaksızın ve bu kulluğun nasıl olacağı hakkındaki rehberliği sırf Peygamberimize (s.a.a) dayandırmaksızın hiç bir ferdin ve hiç bir cemaatin hayatında İslâm var olmaz.