Başınızın üstündeki gök kubbenin ihtişamını idrak ettiğiniz oranda evrendeki yerinizin ne kadar küçük olduğunu da anlamaya başlarsınız. Bunu kavradığınız oranda sağınızdakini, solunuzdakini itmenin, kakmanın, hor görmenin, kırıp dökmenin saçma ve anlamsız bir şey olduğunu görürsünüz. Dünya hepimize yetecek kadar büyük. Göğe bir bak, evrenin ruhunu kavramaya çalış. Küçük mavi bir soluk nokta olan dünyamızda neyin kavgasını veriyoruz? Sonsuzluk duygusuna ve şuuruna sahip olmak insana dünyada edepli bir biçimde var olmayı öğretir.
Hakikatin kıymetini bilen kişi, onun bize ulaşmasına katkı sağlayan herkese de medyunı şükrandır. Kindî bu hususu Aristo'dan bir alıntıyla ifade eder:
Felsefede Yunanlıların seçkin kişisi olan Aristoteles bu konuda ne güzel söylemiştir. Der ki: "Bize gerçek adına bir şey getirenler bir yana, onların atalarına da teşekkür etmeliyiz. Çünkü onlar bunların varlık sebebi, bunlar da bizim gerçeğe ulaşmamızın sebebidirler." Nereden gelirse gelsin, isterse bize uzak ve karşıt milletlerden gelsin, gerçeğin güzelliğini benimsemekten ve ona sahip olmaktan utanmamalıyız. Çünkü gerçeği arayan için gerçek'ten daha değerli bir şey yoktur. O halde gerçeği eksik görmek ve onu söyleyeni ve getireni küçümsemek yakışık almaz. Hiç kimse gerçeği küçüm- semez, tersine herkes ondan şeref duyar.
Flanör olmak, hakikat avcısı sıfatıyla bir arı gibi hangi çiçekten ne alacağını bilerek dolaşmaya benzer. Bunu yaptığınız zaman "İnsan olan hiçbir şey bana yabancı değildir.”s sözü daha doğru bir zemine oturur. Aslında bunu şöyle revize edebiliriz: “Hakikat olan hiçbir şey bana yabancı değildir."
Hakikat tek bir kişinin yahut tek bir neslin kendi başına ihata edemeyeceği kadar büyük bir gerçekliktir. Dolayısıyla nesilden nesile aktarılarak farklı milletlerden, farklı coğrafyalardan, tarih dönemlerinden süzülerek bize gelir. Bizden sonraki nesillere de bu şekilde bırakılır. Dolayısıyla hakikatin inşa serüvenine katkı yapmış herkese dini, dili, milleti, tarihi ne olursa olsun şükran borcumuz vardır.
-Kindî