Bize düşen bir medeniyetin zorlamaları karşısında bir ayıklamayı başarabilmek olmalıdır. İnsan olarak bizleri tabii hasletlerimizden uzaklaştıracak, bizi tağutlara bağlayacak medeniyet verilerini reddetmek, buna karşılık insanın kendini sahici hissetmesi, İlâhî olanla bağını kuvvetlendirebilmesi dün olduğu gibi bugün de yaşayışımızın temel doğrultusunu teşkil etmelidir.
Öyleyse nedir? Bütün imkânlar elimizdedir. Yani Müslüman olmamız elimizdeki imkânlar dolayısıyla ve bizi kuşatan şartlar içindedir. Biz, bu şartların, bu dünyanın, bu akıl yapısının, bu işleyişin insanları, Müslümanlarıyız. Hiç kimse yanlış bir çağda dünyaya gönderilmiş olduğunu düşünmüyordur, umarım. Bu dünya ile alışverişte bulunmak yükümlülüğü bizim üzerimizde. Çünkü biz bu zamanın ve bu yerlerin insanlarıyız. Bırakın sosyalistler, faşistler, hümanistler ve daha bilmem ne istler, dünya cennetinin uzantısı olarak bir zaman sonra yeni bir dünya kurmak düşüncesini yüceltsinler. Bu yüceltme aslında son asırlara mahsus afyonkeş ortamın tabii sonucudur.