Tam 40 yazıdan oluşan bir kitap. Şabattan Nekbe'ye özelde Kudüs, genelde ise Filistin-İsrail meselesine dair yazılar. Benim için çok öğretici bir okuma oldu. Çoğu meseleyi yeni öğrendim. Hatta her yazıdan pek çok yeni bilgi öğrendim, diyebilirim. En temel şeylerden bile o kadar bihaberiz ki. Konuya ilginiz varsa başlangıç için güzel bir seçim olabilir. Sonrasında kitapta önerilen okuma listesiyle de devam edebilirsiniz. Sadece okuyup geçmemek, az da olsa not almak okuma sürecini daha verimli hâle getiriyor. Çoğunlukla sembolik olsa da her yazı için kısa notlar almaya çalıştım. Yazıyı okuduğumun ertesi gününde tekrar o yazıya göz atıp not aldığım için her konuyu az çok tekrar etmiş de oldum. Bir de yapay zekaya o yazıyla ilişkilendirdiğim çizimler yaptırdım. Hem ertesi gün tekrar hem görsel oluşturma, öğrenme sürecimi perçinledi; başlangıç düzeyinde de olsa disiplin kazanmamı ve 40 gün boyunca istikrarlı olmamı sağladı. Benim için özel bir kitap oldu bu yüzden. Gazze ile beraber okudum, o henüz bitmese de... Benzer konuların işlenmesi ve bazen tam da aynı konunun aynı günde ya da önceki/sonraki gün denk gelmesi güzeldi. Bu alanda okumalar yapmak insana çok şey katıyormuş ve bundan daha önemlisi gerekli de. Bu tip okumalarda benim için başlangıç ve dönüm noktası Şam'a Dönüş olmuştu. Ama hocamın hediyesi olmasa çok ilgi göstereceğim bir kitap değildi. Bu kitap da Taha Kılınç'ın Kudüsten Kaşgara seminerinde hediye edildi. Kısaca tavsiye edebileceğim bir kitap. Bence okuyun ya da en azından imkân bulduğunuzda kitaplığınıza ekleyin, zamanı geldiğinde okursunuz. :)
Kırsal alanda doğmuş ve büyüyecek birini hor görülmekten nasıl kurtarırsın? Tabii ki dışarda eğitim almasını sağlayarak ve yetiştirilme tarzını değiştirerek. İşte Hintock kasabasında bir kereste tüccarı olan baba Mr. Melbury’nin, kızı Grace Melbury için istediği de buydu. Köylü bir kız yetiştirmektense bir hanımefendi tabiri yerindeyse bir kurtizan (bkz. courtisane) yetiştirmek istemiştir. Bundan mütevellit onu eğitim görmesi için Exonbury şehrine göndermiştir.
Baba Melbury’nin geçmişine baktığımızda bir dostuna çok kötü bir şey yaptığını görüyoruz ve bu suçluluk duygusuyla da kızını, ölen bu dostunun oğlu ile -her ne kadar istemese de- sözlendirdiğini görüyoruz. Elma şıracısı ve kereste işiyle uğraşan köylü Giles Winterborne -isme dikkat ilerde lazım olacak- ile. Ama kimsenin bilmediği de bir şey var ki sefil işçi Marty South da sırılsıklam ona âşıktır. Giles’ın kalbi acaba kime aittir?
Bu orman köyünde aynı zamanda bir de doktorumuz Edred Fitzpears var. Kendisi doktor olmanın yanında hiç de kaba saba köylüler gibi değildir. Tıbbi ilimlerin dışında felsefe, metafizik, teoloji hatta kimilerine göre büyücülükle bile uğraşır. Yani kelimenin tam anlamıyla köylülerle göre bir beyefendidir.
Köydeki birçok mülkün sahibi, yurtdışına seyahatlari ile ünlü, zaten oradan bir yerlerden köye gelmiş bir de hanımefendi Mrs. Felice Charmond vardır ki Grace ile aşık atabilecek tek kadın odur köyde.
Verilmiş sözler, ihanetler, beyefendinin çekiciliği, üç kadın arasında dönen aşk oyunları, terk edilen bir âşık ve onun kalbinin gerçek sahibi, tesadüfler, orman yeşili, elma çırası ve daha fazlası…
Henüz okuduğum diğer klasiklerde göremediğim pastoral tema kitap içine öyle bir demlenmiş ki: Yeşilin tonları, ağaçlar, bodur çalılar, elma ağaçları, dökülen elmalar, yine başka başka
Mustafa Kemal Atatürk’ün eşi, Latife Hanım ile tanışma süreci, Sandukasından çıkan bazı özel eşyaları, resimleri, notları,mektuplar, döneme şahit olan kişilerin anıları ile …

vefatından sonra, birinci derece yakınları tarafından yazarla paylaşılan, gelinliği ve resimlerle zenginleştirilmiş belgesel roman tarzında kalem alınmış, önemli tarihi bir incelemedir …
Henüz çok genç olan cumhuriyetin, rol modelİ olan Latife hanımın, evliliği sırasında göz önünde olan tavır ve davranışları.kimi zaman şahit olan kişilerin notları ,eğitimli vizyoner, İngilizce Fransızca İspanyolca Almanca bilen genç Cumhuriyet kadınının, evliliği bittikten sonra,
yalnızlaştırılan Latife hanımın 50 yıllık yalnızlığı…
kitabı okurken beklentim daha önce bildiğim şeylerle karşılaşmaktan ziyade, çok da farklı ve çok daha özel dünyasıyla merak edilen Latife Hanım’ı tanımaktı…
Duygusal ve hüzünlü bir susuş. Belki de en çok işte o zamanları okuyup kendisini duygularını tanımak isterdim…
daha akıcı ve bazı yerlerde tekrara kaçmadan yazmasını tercih eder miydim? evet kesinlikle..
Spoiler
Henüz bitirmedim ama beni rahatsız eden önemli bir konu var kadın baş karakter Georgia
heeeer şeyde ama her şeyde o kadar kararsız ki sürekli herkes bunu ikna etmek için alternatif seçenekler yollar üretmek zorunda Max'e anlam veremedim abicim tamam güzel kız hoş kız da niye bu kadar vuruldun bu kadar özveri gerektiren br işe girdin ya . Kız sürekli anksiyete krizine girmek için yer arıyor . Eski sevgilisi pardon açık ilişkide olan sevgilisi ile olan kısım tamamen saçmalık zaten herif bunu terk etmiş bu hala ama onun doğru insan olduğuna emindim. Demek ki senin bu çok düşünme analiz etme durumların doğru sonuç vermiyor ablacım ya . Bir insan saçını boyatmak için 3 yıl düşünür mü ? Kuaför sandalyesin de hala tereddüt eder mi okuduğum yerr kadar tereddüt etmeden yaptığı bir şey yok zaten de neyse. Böyle bir karakterin başarılı bir işletmesinin olması da imkansız bu arada. Neyse
Henüz sayfa 39’dayım. Kitap müthiş başladı. Devamı da bir o kadar etkileyici devam ediyor. Jose nin yazma stilini çok beğendim ben. Henüz yıl bitmedi ama bu yıl okuduğum en iyi kitap olacak bence
KabilJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201814,3bin okunma
Kitabımızın asıl olayı, bir katille FBI ajanı arasındaki aşk; av-avcı tropunun bir çeşit varyasyonu anlayacağınız. Genelde konusunu anlatarak incelemeye giriş yapardım ama hem olaylarla hem de karakterlerle ilgili o kadar az şey biliyoruz ki bu sefer fazla uzatamayacağım.
Lana Myers, geçmişinde abisi ve babasını da içeren ve okuyucunun henüz giriş kitabında öğrenemediği bir trajedi yaşıyor. Anladığım kadarıyla işin içinde cinsel suçlar da var. Yıllar sonra ise kızımız kendini toparlayarak onlara bu kötülüğü edenleri avlamaya başlıyor. Ama kısmet ya, tam da diğer vakaların arasında onunkine de bakan bir FBI ajanıyla bir anda yakınlaşmaya başlıyor.
Ki zamanlama bana oldukça tuhaf geldi çünkü Lana, başına gelen olaydan on koca yıl sonra intikam almaya başlıyor ve o kadar vakit varken ajanla henüz iş üstündeyken bir ilişkilerinin olmaya başlaması bana kalırsa kesinlikle fazla tesadüfi bir durumdu.
Bakın, kitap 160 sayfacık, puntosu gayet iyi. Bölüm başları hem yarım sayfa hem de Albert Einstein'ın sözleri ile başlıyor. Sonunda ise bir sayfalık boşluk var. Yani acayip derecede kolay ve hızlı okunan bir kitap.
Yazım dili çok düz, konusu ise hiç derin değil. Zaten ortada birilerini öldüren bir kadın karakter ve bir ajanla yaşadığı tuhaf ilişki dışında herhangi bir şey de yok. Yani ancak kafa dağıtma ya da RS'yi atlatma amacıyla okunacak türden bir roman bu.
Yine de... Yaşınız yetiyorsa okuyun elbette çünkü içinde smut var. Bu yüzden de 18 yaşın altındaysanız zaten Mindf*ck 1: Risk 'tan uzak durmalısınız.
Bu kitap serinin ilk kitabı ama yeniden söylüyorum, her şey o kadar belirsiz ki yazar okuyucuya hiçbir bilgi verme zahmetine girmemiş. Ne ana karakterlerin ne de kötülerin geçmişini biliyoruz. Lana'nın tüm bu intikam silsilesine girişmesine neden olan olay bile bize