bugün hiçbir şey yapmadım. oturup kuşları izledim sadece. bazen gözlerimi kırptım. bazen nefes aldım. ama gözlerimi onlardan hiç ayırmadım. şairler, kuşların hep güzelliğinden bahsederler. herkes onların özgürlüğünü konuşur. herkes çoğu zaman tek dilek hakkını kuş olmak için kullanır. yeryüzünün hakimi olan insan, çift kanatlı bir canlıya imrenmekle doldurur hayalini. bugün güneş batana kadar izledim o kuşları. gördüm hepsinin acı çekişini. tek tek yüzlerine baktım. çaresizce uçuşlarını, toprağa aşkla bakmalarını seyrettim. havada çizdikleri şekillerine, birbirine doladıkları ötüşlerine verdim kendimi. düşündüm. her sabah içimizi okşayan o ötüşleri, çaresiz bir can çekişmesinin çığlığı olabilir miydi? ya da gökyüzüne çizdikleri resimler, insanlara gönderilen bir yardım çağrısı mıydı? bunları hiçbir zaman bilemeyecek olmak kararttı içimi. vazgeçtim düşünmekten. ama bilebileceğim başka bir şey vardı. uçağa bile binemeyen insanoğlunun amansız uçma isteği. neydi bu kadar bunu isteten? ayaklarının üzerinde yürümek mi zordu, yürüyenlere tepeden bakmak mı daha keyifliydi? bence ikisi de bunu istetecek kadar kuvvetli değildi. istek basit, sebep çok tanıdık. insanoğlunun sahip olma açlığı. ellerinde olanları aldırmadan, elleriyle gözlerini kapatıp elinde olmayanları düşleme düşkünlüğü. hepsi bu. insanların uçma isteği, savaşların çıkma sebebi, aç bir ailenin dünyaya getirdiği altıncı bebeği. hepsi kurulan bu düşlerin eseri. ben hiçbir zaman kuş olmayı istemedim. tıpkı tekerlekli sandalyeye mahkum olmayı istemediğim gibi. ama oturuyorum şimdi bir çift tekerin üzerinde. ellerimi kapatamıyorum da gözlerime. çünkü hareket etmem, ellerimin altındaki kirli lastiklere bağlı. ben 11 yaşında vardım farkına. bu dünyada isteklerin hiçbir önemi yok. en azından benim gibi basit istekleri