ali ihsan sivrikaya

ali ihsan sivrikaya
@hepsibenim
amateur lifer
her gün acı ve ağrı içinde kıvranırken tanrıya küfürden başka bir şey veremem.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Akvaryum
neyi yapmak zorundayım, neyi yapmak zorunda değilim hiçbirini bilmiyorum. yaşamayı ne kadar istiyorum, ölümden ne kadar korkuyorum.. en ufak bilgim yok. susuz bir akvaryumda çırpınan balık gibiyim. içinde olmak zorunda olduğum yerdeyim ama nasıl nefes alacağımı bilmeden çırpınıyorum öylece. etrafıma bakıyorum, gördüğüm herkes gayet sakin nefes alıyor. üstelik bunu yaparken gülüyorlar da. benim hayal edemeyeceğim kadar lüks olan eylem, başkalarına bir fıstığı soymaktan farksız geliyor. mutlu olan insan geceleri sabırsız uyur. bir an önce kavuşmak ister yarına. gelecekteki hayallerini düşünerek kapatır gözlerini. onlara ulaşmanın hazzıyla uyuşturur bedenini. sonra dudağındaki sırıtmayla dalar pembe rüyalara. işte benim pembe rüyalarım da o insan. yaşamak için bir amaca sahip olan kişi. hayaline ulaştığı anı düşünürken kalp atışı hızlanan varlık. ben bunları unutalı çok oldu. neye heyecan duyulacağını, ne olduğunda sevineleceğini artık bilmiyorum. mutlu insanlar için ölmek korkunçtur. ben her gün ölmenin hayaliyle gözlerimi kapatıyorum. yaşamaya devam etmesindeki tek motivesi ölüm olan bir insanı hangi pembelik sırıttırabilir ki.. bu yüzden ölümün siyahlığından başka pembem yok benim. uyurken dudağımda gülümseme yerine küfür var. bileklerimde vazgeçtiğim intihar izleri, kafamda, çözemediğim binlerce düğüm. ben dörtte üçü suyla kaplı bu akvaryumun en kurak yerindeyim. ve çırpınmaktan başka elimden hiçbir şey gelmiyor. ne ölmek, ne de nefes almak benim elimde. bir orospunun sadakati kadar dayanabiliyorum bu hayata. onda da ne yaşamak, ne de hayal kurmak benim sikimde zaten.
Edebiyat
kucakladığın bebeğin suratını çizmesi gibi, masum bu ruhumda bıraktığın izler görüntülerin içinde sessiz ruhum, gürültülerin içinde silikleştim şimdi bi boş verenin içindeyim ama siz boş verin bu piçi artık neyse-ler neyseleri getirse de neyse! sen kötü bi rüyasın. -no.1
Müzik
Özür Dilerim
kör bi karanlıktan yazıyorum sana bunları. başımın döndüğünü bile anlayamadigim siyahliktan. Göz bebeğimi saran büyük bir leke belki de, bilmiyorum. bu dört duvarın içinde unuttum her şeyi. belki de bir yerlerden vuran bir ışık vardır, ama ışığın nasıl bir şey olduğunu bile hatırlamıyorum. her günüm ölümümü ertelemekle geçiyor. kendimi tutuyorum avuçlarımda, kucağında bebeğini saklayan küçük bir kız çocuğu gibi. kendimi de unutmak istemiyorum. canlı kalmak istiyorum ölmeden önce. kendimi de unutursam, bir ölüden ne farkım kalır ki. neyse. ben iyiyim. sen düşünme beni. ya da düşün. sen bilirsin. çok düşünüyorum, beni ısrarla hayatta tutan şeyin ne olduğunu bulabilmek için. çünkü yazarken bile can çekişiyorum. gözümü her kırptığımda küfrediyorum. ölmek bundan daha kötü olamaz herhalde diyorum defalarca. ama yine de kalıyorum yarına. bu da benim arafında kaldığım bir darağacı işte. dik durması, ayaklarını yerden kesmesi kadar zor. önceden bulutları anlatırdın bana uyumadan önce. bilirdin çok sevdiğimi. hala çok seviyorum onları. ama unuttum şimdi nasıl bir şey olduklarını. gözümü kapattığımda gördüğüm rüyalar, senin kulağıma fısıldadıklarından ibaretti. sen çiziyordun hepsini gözkapaklarımın içine. kendi istediğin renkte boyuyordun hepsini. şimdi uyuyup uyumadığımı fark edemiyorum. gördüğüm rüyalar kapkara. gözyaşım bile siyaha boyanarak ıslatıyor kirpiklerimi. burnumun kanı dudaklarımı karalıyor her gece. aldırmıyorum. elimde paslı bir çakı, sadece onu izliyorum. üzerindeki kanı kokluyorum sessizce. öperken dudaklarımı parçalıyorum. canım acıyor, ağlıyorum. her hıçkırışımda seni bağırıyorum. göğsüm daralıyor, kurumuş kanın üstünden derin bir soluk alıyorum. senin nefesini kestiğim körpe bir bıçaktan, ciğerimi titreten nefesimi kazıyorum. özür dilerim anne. dizlerini çok
Edebiyat
Pencere
bugün hiçbir şey yapmadım. oturup kuşları izledim sadece. bazen gözlerimi kırptım. bazen nefes aldım. ama gözlerimi onlardan hiç ayırmadım. şairler, kuşların hep güzelliğinden bahsederler. herkes onların özgürlüğünü konuşur. herkes çoğu zaman tek dilek hakkını kuş olmak için kullanır. yeryüzünün hakimi olan insan, çift kanatlı bir canlıya imrenmekle doldurur hayalini. bugün güneş batana kadar izledim o kuşları. gördüm hepsinin acı çekişini. tek tek yüzlerine baktım. çaresizce uçuşlarını, toprağa aşkla bakmalarını seyrettim. havada çizdikleri şekillerine, birbirine doladıkları ötüşlerine verdim kendimi. düşündüm. her sabah içimizi okşayan o ötüşleri, çaresiz bir can çekişmesinin çığlığı olabilir miydi? ya da gökyüzüne çizdikleri resimler, insanlara gönderilen bir yardım çağrısı mıydı? bunları hiçbir zaman bilemeyecek olmak kararttı içimi. vazgeçtim düşünmekten. ama bilebileceğim başka bir şey vardı. uçağa bile binemeyen insanoğlunun amansız uçma isteği. neydi bu kadar bunu isteten? ayaklarının üzerinde yürümek mi zordu, yürüyenlere tepeden bakmak mı daha keyifliydi? bence ikisi de bunu istetecek kadar kuvvetli değildi. istek basit, sebep çok tanıdık. insanoğlunun sahip olma açlığı. ellerinde olanları aldırmadan, elleriyle gözlerini kapatıp elinde olmayanları düşleme düşkünlüğü. hepsi bu. insanların uçma isteği, savaşların çıkma sebebi, aç bir ailenin dünyaya getirdiği altıncı bebeği. hepsi kurulan bu düşlerin eseri. ben hiçbir zaman kuş olmayı istemedim. tıpkı tekerlekli sandalyeye mahkum olmayı istemediğim gibi. ama oturuyorum şimdi bir çift tekerin üzerinde. ellerimi kapatamıyorum da gözlerime. çünkü hareket etmem, ellerimin altındaki kirli lastiklere bağlı. ben 11 yaşında vardım farkına. bu dünyada isteklerin hiçbir önemi yok. en azından benim gibi basit istekleri
Edebiyat