“Bir çocuğun eline boya kalemleri ve bir kağıt verin, hemen size ufku kaplayan mavi dağlar ve iki dağ arasından fışkıran bir güneş çizecektir. Demek ki çocuğun ruhunda hazır bekleyen dağlar vardır. (…) Her insanın içinde büyüyüp gelişen, rüzgar akıtan, sır gümüşünü seslendiren bir dağ vardır. Hayat önünde sıkışan her insan o dağa kaçmayı hayaller hep. (…) Yeni şehir, dağı bir engel sayıyor ve dağdan kaçıyor. Suyunu dağ versede o, dağa gönlünü vermiyor. (…) Dağın bir kader, bir tarih, bir sosyoloji, bir estetik olduğunu, gerçeklere erilen bir çile yeri olduğunu insanlık unuttu. Dağ sesini işiten kulak, dağın eserini gören göz nerede?
Sayfa 18 - Sezai Karakoç, Dirilişin Çevresinde