Kendi yarattığımız bir dünyada yaşıyoruz.
I
Onun önemi, milliyetçilik, tarihselcilik ve Volksgeist (halk ruhu) gibi birbiriyle bağlantılı kavramların babası olmasına; klasisizme, rasyonalizme ve bilimsel yöntemin mutlak kudretine duyulan inanca karşı romantik başkaldırının önderlerinden biri sayılmasına dayanır—kısacası, Fransız philosophe’larının ve onların Alman takipçilerinin en güçlü muhaliflerinden biridir. Oysa onlar—ya da en azından en tanınmış olanları, d’Alembert, Helvétius, Holbach ve, bazı kayıtlarla, Voltaire ve Diderot, Wolff ve Reimarus—gerçekliğin, akılcı araştırmanın keşfedebileceği evrensel, zamansız, nesnel, değişmez yasalara göre düzenlendiğine inanıyorlardı. Herder ise, her etkinliğin, durumun, tarihsel dönemin ya da uygarlığın kendine özgü bir karaktere sahip olduğunu savunuyordu; öyle ki bu tür olguları tekdüze unsurların bileşimlerine indirgemeye ve onları evrensel kurallar çerçevesinde betimleyip çözümlemeye yönelik her girişim, ister doğada ister tarihte olsun, incelenen nesnenin özgül niteliğini oluşturan o hayati farklılıkları tam da ortadan kaldırma eğilimindeydi.
Evrensel yasalar, mutlak ilkeler, nihai doğrular, ebedi modeller ve etik ya da estetikte, fizikte ya da matematikte değişmez ölçütler düşüncesine karşı, fiziksel doğanın incelenmesine uygun yöntem ile insanın değişen ve gelişen ruhunu anlamak için gerekli yöntem arasında köklü bir ayrım ileri sürüyordu. Toplumsal örüntüler, toplumsal gelişme ve yalnızca niceliksel değil niteliksel etkenleri de dikkate almanın yaşamsal önemi—doğa bilimlerinin kavramlarının göz ardı ettiği ya da reddettiği elle tutulamaz ve ölçülemez unsurlar—kavramlarına yeni bir canlılık kazandırdığı kabul edilir.
Yaratıcı sürecin gizemleriyle—ister bireylerde ister topluluklarda olsun—yakından ilgilenerek, (bize