Ondan sonra gelen büyük adamların hemen hemen hepsi, ne Herder ne Goethe, ne Kant ne de alman idealizm felsefecileri, ne Nietzsche ne Tolstoy ondan esinlenmemiş olsalardı ulaşabilirlerdi başarmış olduklarına.
Ne doğru söylemiş, anadilini sevenlerin ve sevmeyenlerin piri Herder:
"Ben, öbür dilleri kendi dilimi unutmak için öğrenmem, eğitimimden edindiğim töreleri değiştirmek için yabancı milletler arasında dolaşmam; ben vatanımın yurttaşlık hakkını yitirmek için başka uyruğa geçen bir yabancı olurum o zaman; kazanmaktan çok yitiririm. Tam tersine, yabancı bahçelerden, kendi dilime, düşünce biçiminin bir nişanlısı gibi, çiçekler dermek için geçerim."
Sâtı’ kendi millet tanımında, kategorik olarak Herder, Fichte ve Ernest Moritz Arendt tarafından geliştirilen kültürel milliyetçilik fikirlerini tercih etti. Bu formülasyonda bir millet "insanların iradesi" gibi gelip geçici temellere bağlı olamaz; bunun yerine bir millet nesnel olarak kendi dil cemaatine ve tarihinin tutarlılığına dayanır. Bir kimsenin milli kimliğini kendi tercihi değil, onun tarihi ve dili belirler. Alman romantiklerin kimin "Alman" olduğuna ilişkin tanımına benzer biçimde, Sâtı’ Arapça'yı kendi anadili olarak konuşan kimselerin, ki bunlar uzun ve özgün tarihlerinin ortak olduğunu bilen kimselerdir, Arap olduğunu belirtecekti. Bu nedenle Arap milleti önceden belirlenmiştir; ezeli ve ebedidir.
Sessizliği bozan ilk cümle çok önemlidir. O alelade bir cümle olmamalı, düşüncelerin gururlu dünyasından sözler dünyasına geçiş bilgece bir yumuşaklığa sahip olmalıdır. Yavaş, belli belirsiz bir öpüş gibi. Sessizlikten daha güzel bir cümle kuramayacağının da farkındaydı kuşkusuz. Fakat bir geçişin çaresizliği hiç değilse uygun bir cümleyi gerekli kılıyordu.”Schlegel'e göre dilin bir organizma olduğundan geçen ders söz etmiştik. Bu romantik olarak adlandırılan bir görüştü hatırlarsanız." Kimse bir şey hatırlamıyordu elbette. "Oysa dilin tarihselliğini vurgulayan Von Humboldt'a bakılırsa, dilin değişmesi, düşüncelerin değişmesinin bir göstergesidir.’Dil bir milletin ruhudur' der Herder. Yani insanlığın dil hususunda bölünmesi, ayrışmaların en tabii olanıdır.
Mesela eski Ana Türkçe'de f, h ve j sesleri yoktu diyorsak, bu aslında çok derinlerdeki bir şeylerin ifadesidir.Ya da Türkçe'nin son ekli bir dil olması, dile de, onu kullananlara da daha en başından bir kimlik kazandırır.
Her insanın en derin kimliği daha en başından belirlenmiştir demektir bu."
Üst insan kelimesi İlkin Luther yanlılarıyla alay etmek için kullanılmış; 18. yüzyılda ortalamanın üstünde düşünce ve duygu dünyasına sahip insanlar –yine alay yollu– bu kelimeyle nitelenir olmuş. Kelimeyi ilk kez Herder ciddi anlamıyla kullanmış, Goethe kelimeyi ondan devralmış, Nietzsche ise meşhur etmiştir.