adını unutmuş bir ağrıda eğri durdum boynumu kâğıda sürdüm uzandım oraya yazdıkça inledim yazdıkça bu azaptır diledim alnımın atlasında dolaştım belki bir yüzyıl gölgeme indim gövdemi seyrettim harcımı döktüm
döndüm kendi pergelimle çizdim dilimin çemberini
kumaş verdim mürekkebe suya terziydim
dedim üzerimde taşıdığım bu ten benim değil
dedim değilim kendimin içinde bir kimse
ne söylesem kendimin uzağinda kalan sesim
yüzüğümü düşürdüğüm bir dağın gövdesinde
beni bir incirin gölgesine hazırlar şimdi
kim bilebilir benden ne çıkacağını kimse bilemez.
ben ki ellerimi bıraktığım aklımın defterinde
kalbimi açık unuttum kaç kere
üşüdü bana yaprak getiren ne varsa üşüdü zaman
eğildim dünyanın diline doğru söze eğildim duymadım kendinden kurtulmuş bir kanat görmedim sulara yaslanmamış bir söğüt sesi bu bendim eskiden olmayan şeyler içinde bir kimse
bu bendim anlamın kenarında bir telaş aşağılara yuvarlanan bir inleyiş