ne söylesem kendimin uzağinda kalan sesim
yüzüğümü düşürdüğüm bir dağın gövdesinde
beni bir incirin gölgesine hazırlar şimdi
kim bilebilir benden ne çıkacağını kimse bilemez.
ben ki ellerimi bıraktığım aklımın defterinde
kalbimi açık unuttum kaç kere
üşüdü bana yaprak getiren ne varsa üşüdü zaman
eğildim dünyanın diline doğru söze eğildim duymadım kendinden kurtulmuş bir kanat görmedim sulara yaslanmamış bir söğüt sesi bu bendim eskiden olmayan şeyler içinde bir kimse
bu bendim anlamın kenarında bir telaş aşağılara yuvarlanan bir inleyiş
ben ki oydum o bana yürürken elimde toprak
elimde vakti dolmuş bir kelimenin akşamüstü vay ki yoktum iki söz edeyim alnına doğru
göğsünde çırpınan çiçeğe su vereyim
diyeyim: insan eksik kusur sonsuz dünya fazladır
diyeyim: içim bir göç evi, atımı orada unuttum
taş kestim elmas sustum su biledim
incinmiş dilimin kumaşıyla bekledim kendimi