baran

baran
@herovarnin
ne godiva geçer yoldan ne bir kimse kör olur...
Okul öncesi öğretmeni
Yüksek lisans
çanakkale
35 okur puanı
Aralık 2019 tarihinde katıldı
10/10
·480 syf.··
2025 46. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 08 Eylül 2025 20:54
“İstanbul’un Aynası: Konstantiniyye Oteli” Hayatımda okuduğum en etkileyici romanlardan biri diyebilirim. Konstantiniyye Oteli benim için sadece bir roman olmadı, aynı zamanda bir tarih dersi, bir kültür atlası, bir vicdan muhasebesi oldu. Kitabı okurken defalarca altını çizdim, belki de şimdiye kadar en çok işaretlediğim roman oldu. Livaneli, İstanbul’un tam kalbinde, bir otel lobisinde, birbirinden çok farklı insanların kesişim noktalarını bize öyle ustalıkla sunuyor ki, adeta “Türkiye’nin panoramasını” tek mekâna sığdırıyor. Şairin dediği gibi: “Her şey geçer, İstanbul kalır.” Romanın en sevdiğim yanı, çok sesli ve çok katmanlı oluşu. Bir yanda entelektüel sohbetler, bir yanda sıradan insanların hikâyeleri; geçmişle bugün arasında sürekli bir gidip gelme var. Livaneli bunu yaparken sadece bireyleri değil, aslında bir toplumun yüzleşmelerini de gözler önüne seriyor. Kitap boyunca “konaklama” metaforunu düşündüm. Hepimiz bu şehirde, bu dünyada kısa süreli misafirleriz aslında. Bir otelin geçiciliği, bir ömrün faniliğini bana çok güçlü şekilde hatırlattı. Alıntılar hâlâ zihnimde dönüp duruyor. Mesela şu cümle gibi: “Geçmişini bilmeyen toplumların geleceği olmaz.” İşte bu yüzden, roman sadece bir kurmaca değil; tarih, felsefe, müzik ve kimlik üzerine bir tartışma zemini de sunuyor. Orhan Pamuk’un İstanbul’un hüznüne yaptığı göndermelerden, Yaşar Kemal’in Anadolu panoramasına uzanan bir köprü var satır aralarında. Bazen bir Nazım Hikmet yankısı, bazen de Tanpınar’ın “Ne içindeyim zamanın, ne de büsbütün dışında” dizeleri kulağımda çınladı. Kitap bittiğinde hissettiğim şey şuydu: Bu sadece bir otel hikâyesi değil, bizim hikâyemiz. Belki de hepimizin ortak belleği. Uzun zamandır bir romana bu kadar puan vermemiştim ama Konstantiniyye Oteli benim için net bir
Konstantiniyye OteliZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 202022,3bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?

baran

, bir kitap okudu
10/10
·480 syf.··
4 günde okudu
·
2025 46. kitabı
Zülfü Livaneli
7.5/10 · 22,3bin okunma
Facts
Ölümün uyku hali olduğunu sanmak da düşünen bir varlığa hiç yakışmıyor. Uykuya hiç benzemediğiğine göre neden öyle olsun? Uykuyu uyku yapan, sonunda insanın uyanmasıdır, oysa bilindiği üzere şimdiye kadar ölümden uyanana rastlanmadı. Bana gelince; bir ölü gördüğümde, ölümü, bir gidiş anına benzetirim.Ceset ise, üzerimizden çıkardığımız giysileri hatırlatır. İçimizden biri çekip gitmiş, hem de o benzersiz biricik giysisini yanına almadan 
kalp düşünebilseydi , atmaktan vazgeçerdi …
Puan vermedi·479 syf.··
2025 45. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Eylül 2025 15:57
Tehlikeli Oyunlar’ı bitirdiğimde elimde sadece bir kitap değil, zihnimde yankılanmaya devam eden bir iç monolog kaldı. Oğuz Atay bu romanda, sadece bir karakterin hikâyesini değil, insanın kendisiyle ve dünyayla olan çatışmasını bütün çıplaklığıyla anlatıyor. Hikmet Benol’un iç sesi, çoğu zaman bana aitmiş gibi geldi; çünkü onun yalnızlığı, çaresizliği ve “oyunlar” üzerinden hayata tutunma çabası aslında hepimizin tanıdığı duygular. Bu kitabı okurken bir yandan çok güldüm, diğer yandan içim daraldı. Bazen kendimi Hikmet’in ironik cümlelerinde buldum, bazen de karanlık düşüncelerinde. Atay’ın dili kolay değil; uzun parantezler, bitmeyen cümleler, zihnin birbiriyle yarışan sesleri… Ama tam da bu yüzden çok sahici. Çünkü insan zihni hiçbir zaman düzenli ve tertipli değil. Oğuz Atay, kafamızın içindeki o kaosu olduğu gibi kağıda döküyor. Artıları saymakla bitmez: İçtenlik, zeka, mizah ve trajedinin aynı anda var olması… Eksileri ise bence aynı zamanda artısı: yorucu ve zorlayıcı olması. Bazı bölümlerde kopmak istedim, okumayı bırakma eşiğine geldim. Ama sonra fark ettim ki bu yorgunluk, kitabın benden talep ettiği bir yüzleşmeymiş. Tehlikeli Oyunlar yalnızca okunacak bir eser değil; sindirilecek, hatta zaman zaman kenara bırakılıp üzerine düşünülecek bir kitap. Kitabı kapattığımda aklımdan şu geçti: Bizler de kendi hayatımızda oyunlar oynuyoruz. Kimimiz rol yapıyoruz, kimimiz kaçıyoruz, kimimiz güldürürken aslında içten içe ağlıyoruz. Hikmet Benol’un farkı, bu oyunların tehlikeli olduğunu bilmesi ama yine de oynamaktan vazgeçmemesi. İşte bu yüzden çok sarsıcı. Benim için Tehlikeli Oyunlar, “okudukça değil, düşündükçe” büyüyen bir eser oldu. Hani bazı kitaplar vardır, bitse de sizden ayrılmaz; işte bu da öyle. Hepimizin içinde biraz Hikmet var, ama oyunlarımızı ne kadar
Tehlikeli OyunlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202538,9bin okunma