Reşat Nuri Güntekin’in Acımak romanını okurken kendimi sadece bir karakterin değil, bir insan ruhunun bütün katmanlarıyla sorgulandığı bir yolculuğun içinde buldum. Zehra öğretmen, disiplinli, sert,
“İstanbul’un Aynası: Konstantiniyye Oteli”
Hayatımda okuduğum en etkileyici romanlardan biri diyebilirim. Konstantiniyye Oteli benim için sadece bir roman olmadı, aynı zamanda bir tarih dersi, bir
Tehlikeli Oyunlar’ı bitirdiğimde elimde sadece bir kitap değil, zihnimde yankılanmaya devam eden bir iç monolog kaldı. Oğuz Atay bu romanda, sadece bir karakterin hikâyesini değil, insanın kendisiyle
Dostoyevski’nin satırlarına her dalışımda şunu fark ediyorum: o, insanın iç dünyasını, yalnızlığını ve çırpınışlarını öyle bir işliyor ki, sanki kendi kalbimizi açıp okumamıza vesile oluyor. Beyaz
Forrest Carter’ın Küçük Ağacın Eğitimi’ni az önce bitirdim ve içimde hem huzurlu hem de buruk bir his bıraktı. Kitap, genel anlamda beni içine çekmeyi başardı ve doğayla, köklerle, insanlıkla ilgili