Henüz on sekiz yaşında hayatının en enerjik, en yaşam dolu olması gereken çağında dahi yaşamın 'an'dan ibaret olduğunu, sonsuz olanın 'şimdi' olduğunu ve geçen her 'şimdi'nin de öldüğünü söyleyen Sylvia Plath, yaşamın da gerçekte ölmüş olan ve bir bataklığa benzeyen bu geçmişte yer aldığını, buna göre değerlendirildiğini ve bir gün aniden gelen bir ışıltıyla ölümle buluşarak sözünü ettiği bataklıkta yerini alacağını düşünmüştür.
Yalnızlık ve çaresizlik içerisinde dönüp dolaşıp bir çıkış yolu olmadığı sonucuna varıyor, çıkış yolu olarak vardığı yer 'kendisini öldürme isteği' oluyordu.
Yetersiz ve beceriksiz hissediyor, yaşamının darmadağın olduğu hissini yaşıyordu. Hissettiği duygu ve düşünceler kendisine dönüyor, ölümü istemesinin yanında kendisini şiddetli şekilde eleştiriyor ve ölümü düşünmesine neden olan kendine duyduğu nefret, şüphe ve isyan içerisinde boğuşup duruyordu.