Duygu Gülay

Duygu Gülay
@heyduyguben
Kitaplarla ilgili her şeyle iç içeyim instagram.com/heyduyguben
Abant İzzet Baysal üniversitesi
6 Ocak
212 okur puanı
Kasım 2021 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Bazı kitaplar anlaşılmak istemez belki de
5/10
·113 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 23:48
İlk başta birbirinden bağımsız görünen hayatlar, hikâyeler ve insanlar… Sayfalar ilerledikçe hepsi birbiriyle örülmeye başladı. Kısacık bir kitaba onlarca hayat sığdırılmış ama hiçbirinin yüzeyinde kalınmamış. Her karakteri hayatının en kritik anında yakalıyor yazar. Birkaç sayfada bile o insanların yükünü, pişmanlıklarını, umutlarını hissedebiliyorsunuz. Okurken bir süre neyin nereye bağlanacağını anlamıyorsunuz. Sonra parçalar yavaş yavaş yerine oturuyor ve o çözülme hissi gerçekten çok keyif veriyor. Sanki büyük bir yapbozun son parçasını yerine koymuşsunuz gibi. Barış Bıçakçı, okuyucuyu farklı hayatların içinden geçirip başladığı noktaya ustalıkla geri getiriyor. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan şey olaylardan çok insanlar oldu. Kısacık ama uzun süre zihnimde kalacak kitaplardan biri.”
Herkes Herkesle Dostmuş GibiBarış Bıçakçı · İletişim Yayınevi · 20212,306 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Kayıp Uygarlıklar Serisi
8/10
·198 syf.··
Beğendi
·
2026 15. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 13 Mayıs 2026 11:41
Hititler kitabını okurken beni en çok etkileyen şey, Anadolu’nun tam kalbinde kurulmuş bu uygarlığın bugün hâlâ ne kadar gizemli kalabildiğiydi. Alacahöyük’te bulunan güneş disklerinden devlet düzenine, savaş stratejilerinden inanç sistemlerine kadar her detay, Hititlerin sadece güçlü bir imparatorluk değil; aynı zamanda derin bir kültür inşa ettiğini gösteriyor. Kitap boyunca özellikle şunu düşündüm: Bugün bile “Eti” kelimesini markalarda, şehir isimlerinde ya da günlük hayatın içinde görmeye devam ederken aslında binlerce yıllık bir mirasın izlerini taşıyoruz. Afet İnan’ın Türk Tarih Kongresi’nde Hititler üzerine yaptığı vurgu da bu bağın neden bu kadar önemli görüldüğünü daha iyi anlamamı sağladı. Anlatım dili ağır akademik bir tarih kitabı gibi değil; merak uyandıran ve okuyucuyu sürekli araştırmaya iten bir havası var. Özellikle II. Şuppiluliuma’dan krallık yapısına kadar verilen bilgiler, “kaybolmuş” denilen bir uygarlığın aslında ne kadar büyük bir etki bıraktığını hissettiriyor. Tarihe uzak olan biri için bile sıkmadan okutabilecek bir kitap olduğunu düşünüyorum. Benim için bu kitap sadece Hititleri anlatmadı; Anadolu’nun altında hâlâ konuşmayı bekleyen bir geçmiş olduğunu da hissettirdi.
HititlerDamien Stone · Yeditepe Yayınevi · 20264 okunma
10/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2026 17:13
Muhsine Hanım’ın bir köşkte hizmetçi olarak çalışmaya başlamasıyla birlikte olaylar yavaş yavaş karanlık bir hâl alıyor. Köşkte anlatılan delilik hikâyeleri, geceleri duyulan sesler ve gizemli olaylar insanın merakını diri tutuyor. Ben en çok, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın korkuyla mizahı aynı anda hissettirebilmesini sevdim. Okurken bazen tedirgin oldum, bazen de satır aralarındaki ince mizaha gülümsedim. Eski dönem atmosferi ve halk arasında anlatılan batıl inanışlar kitaba ayrı bir hava katmış. Akıcı dili sayesinde kısa olmasına rağmen merak duygusunu hiç kaybetmeden okudum. Eğer hem gizemli hem de hafif ürpertici, ama bir yandan da keyifli bir klasik okumak istiyorsanız Gulyabani kesinlikle şans verilebilecek kitaplardan biri.
GulyabaniHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202517,9bin okunma
10/10
·312 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2026 21:50
“Geceyi Açan Çiçekler”, daha ilk satırdan insanı içine çeken, geçmişle bugünü aynı acının etrafında buluşturan çok katmanlı bir hikâye sunuyor. İstanbul’un Vefa semtindeki o uğursuz konak… duvarlarına sinmiş sırlar, suskunluklar ve yarım kalmış hayatlarla adeta yaşayan bir karakter gibi. Halide’nin konağa hapsolmuşluğu sadece fiziksel değil; onun hikâyesi, sevilmemişliğin, yalnız bırakılmışlığın ve geçmişin yüküyle ezilmiş bir ruhun hikâyesi. Kardeşleriyle birlikte o son gecede yüzleşmek zorunda kaldıkları gerçekler ise sadece bir ailenin değil, yılların biriktirdiği karanlığın açığa çıkışı. Ve bir yanda Derviş Ali… Osmanlı zindanlarında sıkışıp kalmış, umudu bir insana ve bir aşka bağlı bir adam. Halide ile Derviş’in yüzyılları aşan o ince bağla buluşturulması gerçekten etkileyici bir detay. Hikâye burada sıradanlıktan çıkıp, kaderin ve zamanın iç içe geçtiği derin bir anlatıya dönüşüyor. Kitap boyunca hissedilen o “gece” duygusu, aslında anlatılan her hikâyenin bir ağıt gibi içimize işlemesine neden oluyor. Çünkü gerçekten de bazı hikâyeler yalnızca gecede anlatılır… ve bazı acılar ancak karanlıkta görünür olur. Sonu ise uzun zamandır okuduğum en etkileyici finallerden biriydi. Halide ve Derviş’in o yaralı ruhlarının buluşması, insana hem hüzün hem de tuhaf bir huzur bırakıyor. Kısacası bu kitap; yarım kalmış hayatların, suskunlukların ve zamana direnen duyguların hikâyesi. Okuyup bitirdiğinizde değil, içinizde taşımaya başladığınızda etkisini asıl hissettiren türden…
Gece Açan ÇiçeklerTarık Tufan · Doğan Kitap · 20258,2bin okunma
8/10
·438 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 28 Şubat 2026 16:03
Dört kuşak kadının taşıdığı ortak bir acı var bu kitapta. Zaman değişiyor, şartlar değişiyor ama kaderin tonu pek değişmiyor. Anne, anneanne, büyük anneanne ve Şehnaz… Hepsi farklı hayatlar yaşamış gibi görünse de aslında aynı yarayı başka biçimlerde taşımışlar. Bu kuşak aktarımı beni gerçekten sarstı. Çünkü acının kalıtsal olabileceğini, suskunluğun bile miras kalabileceğini çok net hissettim. Şehnaz karakteri özellikle zihnime takıldı. Güçlü, akademik kimliği olan, mantıklı bir kadın… Ama söz konusu aşk olduğunda kırılgan, ısrarcı, hatta kendine bile bile zarar veren birine dönüşüyor. E.’nin narsist yapısı karşısında zaman zaman “yapma” demek istedim ona. Ama bir yandan da Şehnaz’ı anladım. Bazen insan eksik hissettiği yerden bağlanıyor. Yasak, zor, imkânsız olan daha çekici geliyor. Belki de insan en çok yara aldığı yerde bir anlam arıyor. Annesinin uyurgezerliği ise sadece fiziksel bir durum değil; bastırılmış gerçeklerin gece ortaya çıkışı gibi. Gündüz susulan her şey, gece dile geliyor. Ve o gerçekler makyajı akmış bir yüz gibi duruyor karşımızda. Geçmiş ne kadar cilalanırsa cilalansın, bir yerden çatlıyor. Kitap genel olarak çok akıcıydı. Özellikle son bölümlerde tempo arttıkça ben de hikâyeye daha çok kapıldım. Başlarda mesafeli durduğum yerler oldu, bazı detaylarda yorulduğumu hissettim ama finalde o mesafe tamamen kapandı. Roman beni içine çekti ve o buruk tat da orada kaldı. Bu kitap bende huzursuz ama gerçek bir etki bıraktı. Narsist bir erkeğin gölgesinde küçülen bir kadın, dört kuşağın susarak büyüttüğü acılar ve unutamamanın yükü… Belki tam anlamıyla sevemedim ama etkisinden de çıkamadım. Bazen en çok iz bırakan kitaplar, duygularımızı netleştirmeyenler oluyor. Bu roman benim için tam da öyleydi: Bitince kapanmadı. İçimde kaldı.
1000Kitap
Annemin Uyurgezer GeceleriAyfer Tunç · Can Yayınları · 20267bin okunma