Divan şiiri ya da islam sanatları hakkında bazı görüşler o kadar çok tekrar edilmişlerdir ki, bunları mutlak doğru olarak kabul etme ya da eleştirmeme gibi hatalara düşebiliriz. Beşir Ayvazoğlu’nun bu eserinde bunun gibi bazı oryantalist ya da belli ideolojiler çerçevesinde şekillenmiş ön kabullere rastladım.
Bunlardan ilki tasvir yasağının İslam sanatlarını soyutlaşmaya itmesi ön kabulüdür. İslam sanatı, geçişi şekillerinden kurtulma ve hilkati taklit ederek şirke düşmekten korkma gibi nedenlerden hat, tezhip, geometrik desen gibi en az tasvir içeren soyut sanatlara yönelmiştir. Oysa başka bir açıdan bakarsak Irvin Cemil Schick, bunun oldukça Avrupa merkezci bir varsayım olduğunu, aslında belki İslam sanatının tasvire ihtiyaç bile duymadığını söyler. Bu varsayımı kabul ederek sanatın ilerlemesi gereken yönün Rönesans ya da Avrupa sanatı gibi resim ya da heykelin hyper realist formu olduğunu kabul ediyoruz. Oysa böyle bir ihtiyaç, yönelim İslam dünyasındaki sanatçılarda belki mevcut bile değil. Üstelik tasvirin yokluğundan hat, tezhip gibi soyut sanatlar çıkmıştır varsayımı minyatür gibi tasvire dayalı sanatları da yok sayıyor. Oysa İslam dünyasında, çeşitli coğrafyalarda tasvirin oldukça yaygın kullanımı da söz konusu.
Bunun dışında Ayvazoğlu, Divan şiirinin şiir öznesi hakkında da oryantalist ya da cumhuriyet dönemi sonrası divan şiirinin anlam dünyasını sınırlı olarak tanımlayan narrative’i takip eden bir yaklaşım benimsemiş. Ayvazoğlu’na göre “divan şairi, herkesin malı olan ve neredeyse bütün imkanlarını daha önceki şairlerin kullandığı sınırlı bir malzeme ile baş başadır” ve bununla bağlı olarak da “bu kelimelerle istese de can sıkıntılarını, şahsi ihtiraslarını, ihtisaslarını söyletemeyen şairin şahsiyeti, eserinde, bir mimarın şahsiyeti ne kadar yer alıyorsa