"İnsan konuşma becerisiyle diğer hayvanlardan ayrıl-mıştır. Konuşan hayvan diye adlandırılan insan, konuşma yeteneğini güzel kullanarak şerefli ve makbul olduğu gibi o konuşmayı kötü kullanan konuşan hayvanın da diğer hay-vanlardan daha hakir ve daha çirkin olması gerekmez mi?
Tahsilsiz insan yontulmamış, işlenmemiş bir taşa ben-zer. Taşlar ise çeşit çeşittir. Çakıl da taştır, pırlanta da! Bir pırlanta taş, kumlar ve adı taşlar arasında bulunduğu halde yine pırlantadır. Ancak onun meydana çıkıp ışık vermesi, baş, göğüs, bilek, parmak gibi yerlerde yer edinmesi o adi taşlardan soyulup düzeltilmesine ve tıraş edilmesine bağlıdır, öğrenim işte o pırlantayı söylediğimiz hale getirmek üzere kullanılan alet edevata benzetilebilir. O alet edevat işlenmediği halde pırlanta yine pırlantaysa da kumlar, topraklar arasında, adi taşlar içinde gizli ve saklı kalır. Bir adi taş da öğrenim denilen alet edevatla ne kadar işlense de yine adı taş kalıp, pırlanta olamaz.
Nice güzel olmayanlar vardır ki birtakım güzel duygularla hislendikleri, yüce düşünceler düşündükleri zaman hoş ve güzel olurlar. Tavırlarına o anda düşündükleri ve hissettikleri şeylerin büyüklüğünün şanı ve heybeti yansır. Bir ressamın en güzel resmine sahip olmak isterseniz şövalyesi önünde, fırçası elinde olduğu ve işine daldığı anda bir fotoğrafını çekiniz. Hiç de dikkati çekmeyen bir piyanist, piyanosunun başına geçtiği ve artık zihni parmaklarının meydana getirdiği havayla uğraştığı, gözleri belirlemesi güç bir noktaya dalgın baktığı zaman öyle bir letafet ve öyle bir güzellik alır ki o kadın sanki başka biriymiş gibi gelir. Sanki müzik perisi orada güzelliği keşfe çıkmış zannedilir.
Benim kazanmaya ve ele geçirmeye çalıştığım huylar ve erdemlerin ise en büyük ve en güzel süsleri derin düşünce-lerle buruşmuş alın ile ilim uğrunda ağarmış saçlardır.