Bu problemi bir tek sen yaşamıyorsun, yani yalnız değilsin, yanlış da değilsin.
Ve sadece belirli bir zaman diliminde bana gelen kişilerde bile çok fazla benzerlikler olabiliyorken, insanlık tarihi boyunca kim bilir neler yaşandı, ne acılar çekildi, senin yaşadığına benzer, belki de aynıları. O insanlar bu dertleri yaşadılar, çözdüler belki unuttular ve en sonunda da göçüp gittiler buradan. Şarkılar, şiirler, romanlar ve efsaneler, hepsi insanların yaşadıklarından yola çıkarak yazılmadı mı? Neden insanlar acılardan bahseden böyle eserleri hiç unutmadı ve çok sevdi? Çünkü bu eserlerde kendi dertlerini gördü, kendi dertlerini yaşayan diğer insanları gördükçe rahatladı. Ben bir konuda kendimi çok yalnız ve gereksiz yere suçlu hissettiğim zaman, geçmişi düşünürüm, bugüne kadar yaşamış o kadar insanı ve onların dertlerini ve sonra kendime hep aynı telkini veririm, yalnız değilsin, yanlış da değilsin. sen sadece insansın. diğerleri gibi sorunlar yaşarsın ve sonrasında çözersin, çözemezsen de alışırsın.
"... ama kim sana hayatın dertsiz olacağını söyledi? Bu konuda sana bir söz mü verildi? Hayatın böyle bir vaadi yoktur, o sadece olduğu gibi gelir.
Halbuki hayat ne iyidir ne kötü, sadece olduğu gibidir, daha önce de söylediğim gibi, olaylar tek başına anlamsızdır, onları olumlu ya da olumsuz hale getiren bizlerizdir."
Gerek akıcılığı, gerek sağlam karakter yapısıyla bu kitap beni uzun bir süre etkisi altında tutacak. Nasıl anlatsam bilmiyorum, kitabı okuduğum gibi oturduğum yerden öylece boş duvara bakakaldım düşüncelerim arasında. Kah gülümsedim kah ağlayarak bitirdiğim bu kitap benim için o kadar özeldi ki herkese şiddetle tavsiye ediyorum.
Konusundan bahsedecek olursam 2. Dünya savaşının Fransa'sında Almanların baskısı altında yaşayan iki kız kardeşin hayatlarını anlatıyor. Sevgiyi, nefreti, kederi, öfkeyi kitap o kadar iyi veriyor ki sanki Isabelle ve Vienna'nın yaşadıklarını onların yanındaymışçasına yoğun hissediyorsunuz. Açlığı, sefaleti ama bir yanda savaşa giden erkekleri bekleyen kadınların acısını, özlemini taşıyor bu kitap. Erkekler cephede savaşırken yaşadıkları travmaları fiziksel acının yanı sıra gözler önüne sererken evde kalan kadınların aslında çocuklarına bakabilmek için verdikleri o zorlu mücadele ve o özlem duygusuyla kavrulurarak yaşadıkları o berbat hayatı en derinden hissediyoruz. Açlıklarını, çektikleri o sefil hayatı, evlerinde ağırlamak zorunda kaldıkları yabancı askerleri, gözleri önünde öldürülen insanlar, savaşın kırıntılatı arasında çocukluklarını kaybeden çocuklar... Ayrıca savaşmak isteyen, bu savaşta benimde bir desteğim olsun diyen kadınlarda var. İnanılmaz etkileyiciydi, kadınların yaşadıklarını en derinimde hissettim.
Kitapta sadece savaş yok, sevgisizlikle büyüyen çocukların babayla hesaplaşması, küçükken yaşanan travmaların büyüyen çocuklarda gösterdiği etkiler de var. Romandaki kurgunun yanı sıra kitabın böyle bir derinliği de var. Ayrıca karakterler bir tip değil, özgün. Kalın olmasına rağmen yazarın o akıcı dili o kadar güzel ki kitap elinizde hemen bitiveriyor.
En önemlisi bence kitabın tarihi bir gerçeklik taşıması. Kampların,