Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin.
Bir kafası vardı, aydınlatamadın.
Bir vücudu vardı, besleyemedin.
Üstünde yaşadığı bir toprak vardı! İşletemedin.
Onu, hayvani duyguların, cehaletin, yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın.
O, katı toprakta kuru göğün arasında bir yabani ot gibi bitti.
Şimdi, elinde orak, buraya hasada gelmişsin. Ne ektin ki, ne biçeceksin?
Kemal Füsun’a aşırı derecede saplantılı, takıntılı birisiydi.Füsun’u o kadar çok kafaya takmıştı ki hayatının her köşesinde ona bir yer edinmiş,gelecek hayallerini onunla kurmuştu. Her yerde Füsun’u düşünüyor onsuz yapamıyordu.
Sürekli Füsunların evine gidiyordu onlarla kendi ailesinden daha çok vakit geçiriyordu.Füsunların evine her gittiğinde onun bir eşyasını alıyor ondan bir parça bile atmak istemiyor, her şeyini biriktiriyordu.
Füsun da Kemal’i seviyordu ama hayallerini de düşünüyordu.Ünlü olmak istiyordu.
Yıllar sonra nişanlandıkları gecenin sabahı bence Füsun onunla ölmek istedi bu yüzden de Kemal’le birlikteyken arabayla kaza yaptı.Ama kazadan Füsun kurtulamadı öldü.Ben burda Fusün’un ne kadar çok Kemal’i sevdiğini düşünüp durdum.Bir insanın en çok sevdiği kişiyi de yanına alıp gitmek istediğini düşünüyorum .
Kemal aylarca hastanelerde kaldı.Bu süreçte Füsun’u yaşatmak için ona ait eşyaları her şeyi topladı.Füsun’un annesi Nesibe haladan evi satın alarak yaşadığı evi müze haline çevirdi.
Ben burda Kemal’e o kadar çok bağlandım ki anlatamam. Füsun için o kadar çok çabaladı ve tam mutlu olduğu anda Füsun öldü.Aslında bu kitap sadece bir kitap değildi hayatımızdaki bi çok gerçeği önümüze seren, hiçbir şeyden kolay kolay vazgeçilmemesini anlatan bir kitaptı.
Son olarak diyeceğim şu ki “insan sevdiğini yaşatmak için emek harcamalı.”