Düşündükçe Suat’ı değil, onun ruhunu, sadece ruhunu sevdiğini görüyordu. Bu büsbütün başka bir aşk, yeni bir aşktı. Onu ele geçmeyecek, sahip olunamayacak, bundan dolayı başka hiçbir kadında bulunamayacak şeyleri için, kokusu, bakışı, gülüşü için seviyordu ve bu koku kalbinin nefesiymiş kadar can yakıcı, bakışı o kadar temiz, gülüşü o derece masumdu ki bu sessiz ve hürmetkar aşktan, bunlara karşı kalbinde beliren tapınmadan kendini men etmek razı olunacak bir fedakarlık değildi.
“Kendi o kadar yüceliklere tutkun olduğu halde bu kötülüklerden arınmazsa başkaları ne olur, diye düşünerek kendinden kaçmak ister; masumiyet hayvanlıkla zincirlenmiş gibi onda daima boğuşurlar, hiçbir zaman yapmadan evvel, yaparken ve hele sonra ateşler içinde yanmadan başkalarının kendiliğinden yaptıkları basit kötülükleri bile yapamazdı.”
Sayfa 58 - Türkiye İş bankası yayınları·Kitabı okudu
Fakat onu öldüren, herkesten çok kendisinin kötülüğüydü. Kendisine saygı duyamamak kadar ona acı çektiren bir hal yoktu. Kendinden korktuğu, ruhunun karanlığından bir tiksinti duyduğu zamanlar, “Ah, ne iğrenç bir muammayım!” diyerek keneindeki bu iki ruhu, bu bazen hep mavi ve saf, fakat çoğu zaman böyle kana bulanmış, murdar ruhları düşünür, daimi bir ses olmak üzere içinden kendine “Canavar!” diye hitap eden bir vicdan bulurdu.
“Bir kadının bir erkek hayatına sade bir varlıkla nasıl şiir ve tazelik verdiğini, ruhu bir yana atsak bile yalnız vücut için de nasıl büyük bir koruyucu olduğunu bilseniz…”
Bilakis, zavallı erkekler, Suat Hanım; bir kadının ne olduğunu anlayanlar için asıl zavallı olan erkeklerdir. Kadın olmayınca bir erkek hayatının ne kuru, ne yağmursuz, tesellisiz bir siyah çöl olduğunu bilseniz… Bunu birçok erkek de bilir de sonra unutur.