Bu gün size gerçekten okurken çok sevdiğim hatta kadın karakterini sarıp sarmalamak istediğim, kendime benzettiğim, erkek karaktere bazı yerlerde hak versem de mağara adamı gibi değil mağaranın kendisi gibi davrandığı için ayar olduğum ama yine de çok beğendiğim o serinin ilk kitabını getirdim
Işıl’ın hayatı dışardan bakılınca şatafatlı, görünse de aslında hiç bir zaman fikri sorulmamış, o evde bir cam fanusun içinde hapsedilmiş, kırılgan, narin bir tek fırçaları ve tuvali olan bir kadın. Bir çok yerde Işıl’a sarılmak istedim, daha o farkında değil ama Ecevit ve ben onun gücünün başından beri farkındayız.
Ecevit ise gerçekten aşırı iyi yazılmış zor bir karakter. Çocukluğunu okurken ağladığımı itiraf etmeliyim. Yazarın kalemine sağlık gerçekten Ecevit’in duygu karmaşasını ve içinde kopan fırtınaları muazzam bir şekilde dökmüş kaleme. Hem çok sevdiğim, hem anladığım hemde Işıl’ın kırılmasına sebep olduğu ve kendisini istemese de geri çektiği için beni deli eden bir karakter oldu.
Işıl Atabey Ecevit Demirhan ile olan kaderini Şafak Vurgunu tablosunu çizerken yazmış aslında ama Ecevit Demirhan 11 yıl önce Işıl’ı gördüğünde kaderlerinin kesişeceğini biliyordu. Bu detaylar beni mest etti.
Işıl’ın Ecevit’i aydınlığa çıkardığı ve Ecevit’in Işılı’ın ışığını kaybetmemesi için verdiği çaba…Ecevit başta gerçekten baş ağırtsa da kalbinin yerini Işıl’la öğrendikten sonra sınırlarını aşabilmesi ve gerçek anlamda karşılıklı duygularını paylaşmalarını okumak çok güzeldi. Onlarınkisi sadece basit bir aşk değil, sokağın tavanı kadar…
Sonda Işıl’ımla birlikte yıkıldım. Kesin işin içinde başka bir şey var derken gerçekten iş Atilla Atabey’in altından çıkmış. Işıl bu gerçeklerden sonra ne yapacak? Oğuz sahnelerinde de ayrı boğazım düğümlendi Işıl, Ecevit ve Abisi hakkında ki gerçeği