Yani beyin, ne göreceğine kendisi karar vermektedir. Herhangi bir şey görülmeden önce görsel “kayıtlar” incelenmektedir, bu yüzden de görme yeteneği, “estetik anlayışı doğrultusunda kararlar verebilen ve veri reddedebilen, kritik öneme sahip bir yetenektir.” Dahası, biz de gördüklerimizi idealize etmekteyizdir; sanki görme sisteminin, şekilleri algılamaya yönelik özel bir programı vardır. “Gördüğümüz şey bir yorumdan ibarettir.” “Dünyayı kavrayabilmek için algısal bir tutum belirleriz.”
Bir garip hissettim bu kitabı okurken. Bir başkasının hayatına, bir başkasının eşine gıptayla baksan ve bir şekilde senin olsa hepsi? Sen ne yapardın, ne hissederdin?
Biraz sen, biraz o olmak.. Kendinle ilgili sevdiğin şeylerin çoğu başkasının özellikleriyse mesela?
Bir gün herkes kendine kadar denirse, ne ile yeteneceksin geriye kalandan, ve ne kadar yeteceksin kendine?