Sizlere psikolojik geldim bir kitapla geldim temposu hiç düşmeyen son ana kadar acaba diyerek okuduğunuz ve sonunda ters köşe ile karşılaştığınız bir kitap. Okura Agatha’nın on kişiydiler kitabını anımsatıyor bunu da söylemeden edemeyeceğim.
•
Gelelim konumuza; Bir realite şov düşünün bir yarışma bu yarışmaya katılacak 5 mükemmel çift okyanusun ortasında tropik ıssız bir ada deniz kum güneş aşk başınıza ne gele bilir sizce? Çiftlerimizden biri Niko ve Lyle sevgilisinin ısrarı üzerine yarışmaya katılan Lyle’nin anlatımı ile başlıyor tüm hikaye arada farklı anlatıcılar girse de Lyle baş rolde. Yarışmaya katılan çiftler bu günlerini geçmişlerini ideallerini ve karakterlerini okuyoruz. Aslında daha en başında tüm aksililer başlıyor adaya giderken yapılan gemi yolculuğu aslında her şeyin vadettikleri gibi olmadığını gösteriyor. Yolculuğun ardından adaya yerleşiyorlar ve yarışma başlıyor ve ilk yarışmadan elenen ise Niko oluyor. Lyle artık ne yapacağını bilmiyor ve o gün talihsiz bir olay daha yaşanıyor büyük bir fırtına oluyor ve toplantı için teknede buluşan yarışmanın teknik ekibi ve sorumluları tekne ile birlikte ortadan kayboluyorlar ve tabiki yarışma arkadaşları da yaralanıp ölüyor. Elektriksiz, iletişimsiz, erzak ve su sıkıntısı ile yarışmacılar yaklaşık bir ay adada kalıyorlar. Olay yarışmadan çıkıp bir hayatta kalma mücadelesine dönüşüyor peki bu hikayenin sonu nasıl bitecek hepsi ve fazlası kitapla.
İçimi sakinleştiren, kalbime dokunan ve kendimi güvende hissettiren bir okuma deneyimiydi. İyi hissettiren kitaplar listeme alındı kesin bir daha okurum
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Pirtûkeke kurt, şêst rûpelî, çawa dikare hemû êş, elem û kovaniya miletekî raxîne ber çavan? Ya ku edebiyatê watedar û bihêz dike ev e gelo? Nizanim. Yekane tişta dizanim ew e ku gotin sotin e. Welhasil.
Segwer (Reyîn), romana Mihemed Mukrî, di sala 2015an da ji weşanxaneya Avestayê derçûye. Pirtûk bi zaravayê Soranî hatiye nivîsandin, Besam Mistefa ew ji bo kurmancîyê wergerandiye.
Nivîskarê berhemê, Mihemed Mukrî ji Kerkûkê ye û wextekî pêşmergetî kiriye. Ev berhema wî jî meriv dikare bibêje xwe dispêre jiyana wî ya şoreşgerîyê û belkî jiyana hemû şoreşgeran.. Mihemed Mukrî di heman demê da dostê Mueyed Teyib e û vê berhema xwe pêşkêşî cenabê wî kiriye.
Segwer (Reyîn), me dibe nav atmosfereke tarî, nava çar dîwarên zindanê, nava hucreyeke bi qasî quncikekî, li cem şervanekî dîlgirtî, di destên wî da zincîr, hikmê daliqandina wî hatiye danîn, li benda dawîya xwe ye.
Demeke dirêj e min pirtûkeke hewqas bi tesîr negirtiye, nexwendiye. Pirr êşiyam. Heyfa canên çûyî.
Mehkûmek, reyînek, wê were daliqandin, di wê kêliyê da her carê diçe rojên berê, rojên serî çiyê, rojên li cem hevalan, rojên bi malbatê ra... Şahidiya wan kêliyan ewqas zehmet be gelo jiyîna wê ra çi wêrekî divê? Nivîskarê gewre ew e ku hest û giyanê mirov serobino biket..
Vê pirtûka kurt û kûr rasterast berhema Victor Hugo Bir İdam Mahkûmunun Son Günü anî bîra min. Ew teswîra mekanê, vegotina kêliyan, tevger û fikirînên mehkûmî û biryara îdamê ku ji bo herdu karakteran hatiye dayîn. Ji gelek aliyan va dişibin hevdu. Lê berhema M. Mukrî serkeftîtir bû bi min, axir êşa meriv li ku der bibe, meriv xwe dispêre wir.
Di pirtûkê da tişta ku meriv diêşand yek jî têgeha dayikê bû. Dayika wî mehkûmî, dayika hevalên wî, hevdîtinên di zindanan da, girîn û qêrînên wan.. Dayik şahidên
Dokunmadan, ilk bakışta bir ilişki hikayesi gibi görünse de aslında insanın kendisiyle kurduğu bağ, geçmişiyle hesaplaşması ve başkalarının hayatındaki görünmez etkisi üzerine düşündüren bir roman. Nermin Yıldırım, karakterlerinin yaşamlarını birbirine incelikle bağlarken, okuru da tesadüflerin ve seçimlerin hayatlarımızdaki yerini sorgulamaya davet ediyor.
Romanı okurken zaman zaman Aylin Balboa’nın dilini hatırladım. Özellikle duyguların doğrudan ama gösterişsiz bir şekilde aktarılması, karakterlerin iç dünyalarına samimi bir yerden yaklaşılması bu benzerliği hissettirdi. Elbette iki yazarın anlatım biçimleri ve dünyaları farklı; ancak bazı bölümlerde aynı sıcaklığı, kırılganlığı ve içtenliği yakaladım.
Kitap boyunca karakterlerin geçmişleriyle hesaplaşmalarını, taşıdıkları yükleri ve hayatlarında bıraktıkları izleri görüyoruz. Beni en çok etkileyen nokta ise insanların birbirlerinin hayatlarını bazen farkında bile olmadan değiştirebildiğinin anlatılmasıydı. Bir karşılaşmanın, söylenen ya da söylenmeyen bir cümlenin yıllar sonra bile başka hayatlarda yankı bulabileceğini hatırlatan bir roman.
Roman, tesadüfler, karşılaşmalar ve kaçırılmış fırsatlar üzerinden ilerlerken okuru şu soruyla baş başa bırakıyor: Bir insanın hayatına dokunmak için gerçekten yanında olmak gerekir mi? Yazar bu soruya net cevaplar vermek yerine karakterlerinin hika
yeleri aracılığıyla düşündürmeyi tercih ediyor. Bu da romanın en güçlü yanlarından biri.
Yalnızlık, aidiyet arayışı ve geçmişin bugüne etkisi kitapta güçlü şekilde işlenmiş. Karakterlerin kusurlarıyla var olması onları daha gerçek ve daha yakın kılıyor. Hikaye boyunca birbirinden bağımsız görünen olayların zamanla anlamlı biçimde birleşmesi ise romana ayrı bir derinlik katıyor.
Benim için Dokunmadan, yalnızca bir hikaye
DokunmadanNermin Yıldırım · Hep Kitap · 201711,6bin okunma
Kitap, savaşın yıkıcılığını, bir insanın ömür boyu sırtında taşıdığı vicdan azabını ve nesiller arası bağların iyileştirici gücünü anlatır. Torunu Mizuki, büyükbabasının bu trajik geçmişini öğrendikten sonra onun yaralarını sarmak ve bunca yıl sonra Keiko'nun izini bulabilmek için harekete geçer.
Yıl 1945; ergenlik çağındaki Ichiro, arkadaşı Hiro ile evde vakit geçirirken Hiroşima'ya atom bombası atılır. Şehir bir anda cehenneme döner. İki arkadaş, patlamanın dehşeti içinde Hiro'nun 5 yaşındaki küçük kız kardeşi Keiko'yu bulmak için harabelerin arasında aramaya koyulurlar.
Yaralı ve çaresiz haldeki Ichiro, zorunluluktan ötürü küçük Keiko'yu güvenli olduğunu düşündüğü bir yerde bırakmak zorunda kalır ve giderken ona kağıttan ilk turna kuşunu yapar. Ancak geri döndüğünde Keiko ortadan kaybolmuştur.
1000 Turna Kuşu ve Arayış; Ichiro, hayatı boyunca Keiko'yu bıraktığı için büyük bir suçluluk duyar. Onu aradığı yıllar boyunca, başvurduğu her yere Japon efsanesindeki "1000 turna kuşu katlayanın dileği kabul olur" inancıyla birer origami turna kuşu bırakır. Ichiro, babasından yadigar kalan değerli bir kitabın son sayfasını da origami yaparak bininci turna kuşuna ulaşır.
YERYÜZÜ SÜRGÜNLERİ
.
Kimi için bir dönem romanı, kimi içinse Türkler ve Rumlar arası ilişkilerin konu edildiği bir Ege kasabası okuması. Bana göreyse insan ruhunun yaralarına dokunan, aşkın sıcaklığı ile sarmalanan ve ailenin ne kadar da kıymetli olduğunu anlatan bir kitap #yeryüzüsürgünleri .
Hani ihtiyar Yorgi bağırıyor ya: " Bırakın beni vre. Hiçbir yere gitmeyeceğim. Insan hiç doğduğu toprağı bırakır? Haydi ben gittim. Toprağın altındaki anamı atamı nasıl götüreceğim? Arkamda mı bırakacağım? Hayde, nereye gidiyorsanız gidin. Beni rahat bırakın. " diye, işte o anda memleketimiz gerçeği satırlarda siliniyor...
Hasan'ın gece kaçan uykusu ile başlıyor hikaye. Zeytin tarlasında beli eğilmiş kadınlar, gücüne kuvvet adamlar eşliğinde çalışırdı ya, en çok da Thalia'nın şarkı söylemesi ile coşardı kendince. Fakat o gün ve sonrası gelmemişti Thalia. Sebebini öğrendiğindeyse, gelen Yunan askerleri haberi ile birlikte vermişti kararını. Celal'i bulacaktı, babasıyla ilk ve son gidişinde babasının yüzünün düşmesine sebep anlattıklarını öğrenip kendine çare isteyecekti.
Babası İrfan'ın Kayseri'den kaçıp gitme sebebini öğrenmekle onca yıldan sonra babasının yazgısının mı kendine reva olduğundan habersiz Celal'le kesişmişti yolu Hasan'ın. Onu bulmak umuduyla önce cepheye vardı, sonra Theo babayı buldu. Buldular birbirlerini, oğlu Niko yerine koydu Hasan'ı, aldırdı yanına çalışmaya. Çalışkan oğlanı boş da koymadı, Gülizarla baş göz etti amma Yunan dan gelen haberler, ortalığı velveleye verenler, birlikte eğlenip yiyip içenler acı hatıralara gebe oldu.
Mübadele öncesi Ege'nin yapısı ve insanların kurduğu ortak yaşamdan, Birinci Dünya Savaşı sonrası Ege'de yaşanan kırılmaları, Türkler ve Rumlar arasındaki zoraki düşmanlaştırmayı, göçü, sürgünü ve aşkı duygu dolu ve merakla okutan