Ellen Marie Wiseman’ın Kayıp Ruhlar Durağı, sayfalarını çevirdikçe yüreğinize ağır ağır yerleşen, kolay kolay unutamayacağınız bir roman. İlk bakışta sadece bir hikaye gibi görünse de, derinlerde gerçek yaşanmışlık izleri taşıyan, duygusal yoğunluğu yüksek bir okuma deneyimi sunuyor. Yani bende böyle bir etkisi olduğunu söyleyebilirim.
Bu hikâye iki kız kardeşin üzerindeki yılların gölgesini, ihmalin ve toplumun karanlık yüzünün bir insanı nasıl şekillendirdiğini gözler önüne seriyor. Hikayenin gerçeklik payının olduğunu öğrendiğimde ayrı bir ürperti kapladı içimi. Kitabın sonunda yazar samimi sözler ile bu durumu detaylı açıklıyor.
İkiz kardeşler Sage ve Rosemary Winters, başlangıçta sadece basit bir aile dramı gibi görünse de, ilerledikçe hikâye yerini çok daha travmatik ve sarsıcı olaylara bırakıyor.
Kitap, Sage’in hikâyesiyle başlıyor: küçük yaşta kaybettiğini sandığı ikiz kardeşi Rosemary’nin aslında hâlâ hayatta olduğunu öğrenmesiyle her şey değişiyor. Fakat onu bulmak için gittiği yer, adı “okul” olsa da gerçekte çok daha korkunç bir yer: Willowbrook. Bu yer, akıl hastanesi olduğunu gizleyen, kötü koşulların hüküm sürdüğü bir kurum olarak betimleniyor.
Wiseman, bu romanında sadece bir kayıp arayışını anlatmıyor; aynı zamanda:
İnsanlığın sınırlarını zorlayan kötü muameleyi, ihmal ve istismarı,
Aile bağlarının kırılganlığını ve umutla mücadeleyi,
Bir insanın aklının, kalbinin ve ruhunun dayanma gücünü sorguluyor. Gerçekten bazen kitabı sinirlenip kapattığım çok an oldu
Kitap, yer yer içinizi acıtan, öfkelendiren ve düşündüren sahnelerle dolu. Okurların büyük bir kısmı, karakterlerin yaşadığı çaresizliği, karanlık ortamı ve belki de en kötüsü, bu kötü koşulların nasıl görmezden gelindiğini derinden hissettiklerini belirtiyorlar.
Wiseman’ın dili sade ama çarpıcı;