"Burada çelişkili bir hava esiyordu; bir umut ve umutsuzluk, sabırsızlık ve aldırmazlık, bitkinlik ve heyecan karışımı. Tüm bu insanlar aynı kayıp düşe aitti."
Dışarısı çirkinleştikçe bir kaplumbağa gibi kapanmıştım sert kabuklu kendime. Ağırdı kendim, ezilmiştim. Ne kimseyi içeri almış ne de dışarı çıkabilmiştim. Mahpus kalmıştım adına emniyet dediğim o müemmen sürgüne. Kendi kendime. Dünyaya karşı uyuşmuştum böyle böyle.
Tebessüme gönül indiremeyecek kadar huysuz, korku bahanesine sığınıp kimseyle yakınlaşmaya tenezzül etmeyecek kadar şımarıktım sadece. Dünyayı beğenmeyecek, küçücük bir anlamı ondan esirgeyecek kadar. Kendimi çok beğendiğimden değil; aksine, hiç beğenmediğimden. Bir başkasının sevgisini anlamsız bulmam da yine kendimde sevecek bir yön göremeyişimden. Ama tabii bütün bunların da önemi yoktu.