Bu beden ona bir yük, bir eziyet, altında çok, çok ağır duygularla ezildiği bir ağırlıktı. Bu çok ağır korku, bu çok ağır utanç ve bu çok ağır başka tatsız duygular zihninin tamamını kaplıyordu. Olanlardan başka şey hissedemez, düşünemez, duyamaz olmuştu. Yürüyordu ama sanki yürümüyordu. Okuyordu ama tekrar tekrar okusa da okuduğunu anlayamıyordu. Hareket ediyordu ama kımıldayamıyordu. Hareket eden, duran, konuşan artık o değildi; varlığının tamamını o korkunç hisler ele geçirmişti. Hiçbir şey düşünemiyordu; zihninin her noktasına o hisler öyle kazık gibi çakılıydı ki ne yaparsa yapsın zihni hiçbir yana ilerleyemiyordu. Etrafında olanları sanki görmüyor, duymuyordu; oradaydı ama sanki orada değildi.