8/10
·388 syf.·
2026 33. kitabı
2.Dünya Savaşı’nda Türk diplomasisini tarihsel kanıtlar, o döneme ilişkin devlet adamlarının özel anıları, gazete haberleri ve resmi yazışmalar üzerinden anlatan çok emek verilmiş özel bir çalışma. Aynı zamanda tarihsel önem arz eden hususlara ilişkin; araştırmacılar, devlet adamları ve gazetecilerin yorumlarına da yer verilerek çalışma oldukça detaylandırılmış. O dönemin önemli isimleri Roosvelt, Hitler, Churcill ve Stalin’e karşı İsmet İnönü’nün diplomasisini çok net bir biçimde gözler önüne sermekte. Kitabın son kısmında ise o döneme ilişkin resmi yazışmaların fotoğrafları ile oldukça zenginleştirilmiş. İçerik olarak gerçekten çok dolu. Ancak ben okurken biraz zorlandım. Tarih atlamaları, bir konuya ilişkin farklı görüşlerin yer alması yer yer biraz karmaşa yaşamama neden oldu. Kitaba nacizane tek eleştirim bu olabilir. Bunun dışında müthiş bir emek ve çaba ile hazırlanmış 1939-1945 Türkiye tarihine ışık tutan bu eşsiz eseri okumaktan çok büyük keyif aldım. Emeği geçen ve bize bu kıymetli bilgileri ulaştıran herkese teşekkürler..
İkinci Dünya Savaşı'nda Türk DiplomasisiNezihe Selcen Korkmazcan · Türk Tarih Kurumu Yayınları · 202118 okunma
Konuşmalar 1921-1941
Puan vermedi·246 syf.·
2026 22. kitabı
Adolf Hitler'in mitinglerini kapsayan konuşmalar kitabı çok iyi bir kitap. Zaten eğer yabancı çeviri aramıyorsanız, Türkçe çeviri arıyorsanız bu kulvarda yarışabilecek pek farklı bir kaynak yok. Kitap 1921'den 1941'e kadar, yani savaşın başlamasına kadar sürüyor; oradaki mitingleri kapsıyor. Kitabın sonuna doğru Polonya Savaşı başlıyor ve Rus Savaşı'na yaklaşıyor. Bu noktada Adolf Hitler'in halkı nasıl motive ettiğini, nasıl kendine bağladığını öğrenmek; savaş hâlindeki bir millete nasıl hitap edildiğini anlamak iyi ve yararlı. Çünkü bu işin zirvesi Adolf Hitler'dir. Hitler'in bu konuşmadaki etkileyicilik ve hitabet yeteneği bakımından etkilendiği kişi, Avusturya'nın Viyana Belediye Başkanı Lueger'dir. Hitler onun hitabetinden etkileniyor ve bunu kendine uyarlıyor. Kendisinden nefret etmesine rağmen ona hayran kalıyor ve ileride onun görüşlerini de benimsiyor. Bu bakımdan bu kitabın ardından Lueger'in konuşmalarını incelerseniz hitabet yeteneğindeki benzerliği de görebilirsiniz. Bu bakımdan da güzel bir kaynak. Hitler bu kitapta derin düşüncelerini söylemiyor. Bu kitap halka, işçilere, bazen de askerlere yapılan konuşmalarla ve mitinglerle dolu. Bu yüzden Adolf Hitler'in gerçek düşüncelerini öğrenmek istiyorsanız farklı kaynaklara bakmanızı öneririm. Bu kaynakta sadece topluma ne gösterdiğini görebiliyorsunuz; burası önemli. Kavgam ve Konuşmalar kitabına bakarsanız büyük ihtimal Hitler için “dindar biri” diyebilirsiniz. Bunu gibi yanlışlara düşmemek için bu kıtabın Hitlerin derin düşüncelerini kapsamadığının farkında olun. Onun dışında piyasadaki en iyi çeviri ve en derli toplu basım. Kesinlikle vakit ayırmaya değer.
Duygu ve Düşünce
Konuşmalar (1921-1941)Adolf Hitler · Mevzu Yayın · 20244 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·
Yine kadın yine acı.Savaşın ganimet olarak baktığı tek canlı kadın.Ama Rena çok güçlü bir kadın.Hitler'in kahpece yaptığı işkencelerin anlatabildigi kadarını anlatmis.yazar.Tavsiye ederim.
Rena'nın YeminiRena Kornreich Gelissen · Altın Kitaplar · 199815 okunma
Puan vermedi
Söz'ün ve Öz'ün bittiği yer ! Adolf : Alman askerlerinin Göğüslerine saplanan mermilerin üzerinde Alman malı yazdığını görmek... ( Subtext ) Bir milletin Güvenilebilecek kimsemiz yok mu demesi ve ardından dünyaya bilenmesi niyedir diye soracak olursan, Hitler de sana işte bu sebepten demektedir... İç sesim : O silahları Hitler satmadıysa adam değilim
Alıntı
KavgamAdolf Hitler · En Kitap · 201612,8bin okunma
9/10
·600 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 00:17
Roman, kötülüğün, pasif bir iyimserlikten çok daha fazla mücadele gerektirdiğinin ayırdına varan, doğru bildiği yoldan sonuna kadar giden sıradan insanların hikayesidir. Kitap, hiç olmaması, yaşanmaması, dünya tarihine geçmeyip gelecek nesillerce zorunlulukla bilinmemesi, üzerine hiç bir kitap yazılmaması ve hiç bir insanın denk gelmek istemeyeceği bir dönemde, toplumsal çöküşün insanları iliklerine kadar kötülüğe sürüklediği bir ortamda, küçücük ve belki bir o kadar da cılız olacağını bilse dahi bir umut ışığını yoktan varetmeye çabalayan insanların, insana cesaret veren, kendini sorgulatan ve belki biraz da yalancı bir utanmazlığa iten, gerçek bir olaydan esinlenerek hikaye edilmiş. Romanın geçtiği dönem 1940-42 yılları. Nasyonel sosyalist partisine sadakat gösterenlerin ayakta kaldığı, diğerlerinin ise yok sayıldığı, bu insanların her an bir ihbar sonucu gestapo soruşturması ile çok önceden karar verilmiş olarak Yüksek Halk Mahkemelerine çıkarıldığı ve mutlak idama sürüklendiği bir dönem. Hitler'in, önce Alman halkına ekonomik refahı getirmeyi vadederek başa geldiği sonra ise bu halkın tüm evlatlarını, savaş açtığı Avrupa ve Rusya'daki savaş planlarında kullandığı bir dönem. Romanın kahramanları da bu savaşlardan birinde evladını kaybetmiş, Hitler'den oğlunun öcünü alma duygularıyla yanıp tutuşan bir marangoz şefi Otto ile acılı karısı Anna. Romanda geriye kalan bir kaç karakter hariç diğer tümü ise Hitler rejiminin dolu dizgin, sınır tanımaz şekilde yürüttüğü sistemli kötülüğün vucut bulmuş halleri; orduyu, basını, yargıyı arkasına almış bir sistemin adsız sansız küçük çarkları. Romanı okudukça insan kendi durumunu gözeterek, her şeye rağmen dünya tarihinin bu döneminde yaşadığı için şanslı olduğunu düşünürken bir yandan da kötülükle mücadele etmek için bazen
Herkes Tek Başına ÖlürHans Fallada · Ketebe Yayınevi · 2024600 okunma
Kaçırmayın muhakkak okuyun
Puan vermedi·404 syf.··
2026 17. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 08:28
Savaşa olan bakışımı o kadar çok etkilemedi. İnsanoğlunun savaş olmadan bile düşebileceğini okuduğum/ gördüğüm için o alanda çok büyük değişiklik olmadı. Ancak Rus insanı Türklere benzer derlerdi bu kadar olduğunu bilmezdim. Çoğu anıyı dinlerken gözlerim doldu. Kahramanlık, cesaret ve fedakarlık hikayelerini dinlerken sanki kurtuluş savaşını dinliyorum zannettim. Çarpıcı o kadar hikaye var ki hangisini not alacağımı hangisini insanlara anlatacağımi şaşırdım. Sık sık da devletlere ve yöneticilere kızdım. Bu insanciklarin devletlerden çektiği nedir arkadaş. 20 milyon insan sadece Ruslar kayıp vermiş. Kadınlar ve askerlik konusu da çok çarpıcı idi. Gerek toplumun gerek askerlik kurumunun kadına anneye, kız çocuğuna konu asker olmak olunca bakış açısı ne kadar farklılaşabiliyor. Savaşta çeşitli şekillerde görev alan kadınların asker dönüşü yaşadığı travmalar çok iyi resmedilmiş. Üzerinde çok çalışılası bir konu özellikle. Bir paragraf da 20. yy açmak lazım. Avrupa için karanlık çağ orta çağ olarak geçer ama sadece Rusya da bu yaşananlar dahi gerçek karanlık çağın 20. yy olduğunu gözler önüne seriyor. Savaş çığırtkanlarina okutmak anlatmak lazım. Hollacoust ile bu kadar film olup Rusya'nın Hitler karşısındaki direniş/savaş/ açlık/ölüm/tükenişi hakkında onun yarısı kadar çalışma olmaması içler acısı. Ne lobiymiş arkadaş. En azından bu ablamiz bir nebze sessizlerin sesi olmuş. ABD yi ikinci Dünya Savaşı'nın kahramanı bitiricisi olarak görüyorduk hep ama bir de hikayeyi Ruslardan dinlemek lazım. Uzun lafın kısası çok farklı gözlemlerin yapılabileceği harika bir kitap yaşı yeten herkes okusa keşke.
Kadın Yok Savaşın YüzündeSvetlana Aleksiyeviç · Kafka Yayınları · 20161,320 okunma