Yine ilginç konusuyla beni çeken ama anlatım nedeniyle pek sevemediğim bir kitap oldu.
Ölümsüzlüğü bulmuş bir tür, sonsuza dek içinde bulunacakları için evrenin güvenliğini sağlamayı görev ediniyor. Bu amaç kapsamında insanların gelişerek evrene zarar vermelerini önlemek istiyorlar ve Dünya'ya bu gelişimi durdurmak için kendi türlerinden birini gönderiyorlar. Gönderilen bu "kişi", asal sayılara ilişkin bir problemi çözen bilim insanı Andrew'un yerini alıyor ve çözüme dair her şeyi -insanlar da dahil- ortadan kaldırma görevine başlıyor.
Kitap Andrew'un yerini alan bu canlının -kısaca Andrew diyelim :D- etrafta çıplak koşturarak dünyayı öğrenmeye çalışmasıyla başlıyor. Genel olarak yabancı bir türün gözünden insan anlatımı okumak eğlenceli ve ilginçti. Örneğin burunları yüzü içeriden itmeye çalışan bir canlı gibi görmesi ya da insanların en azından dairenin ne olduğunu bilecek kadar geometri bildiklerini görünce rahatlaması. "İnsanlık" anlayışı da güzeldi, insanların yaptıkları pek çok şeyin kötü bir mantık çerçevesinde olsa da bir şekilde mantıklı ve anlamlı olması, diğer türlerin hayatlarına dokunabilmeleri yetenekleri gibi özelliklerle derin bir insanlık portresi çizilmiş bence. Evrendeki sözde en gelişmiş türün ceza olarak fiziksel acı yaşatması ve şiddete karşı bir insanın tepkisini görmek de ironikti. Romanın, Andrew'un büyük kararından sonra devam etmesi ve seçimlerinin sonuçlarını göstermesi de iyiydi.
Gelelim kötü yönlere. Kitabı okurken neler olacağını tahmin etmek kolay, Andrew insanlığın güzelliğini görüyor ve onlardan biri olmak istiyor. Sorun bu tahmin edilebilirlik değil, sorun yazarın da yazarken sanki bu sonu seçmiş olması, başlangıcı da yazmış olması ama son ve başlangıcı birbirine bağlamamış olması. Yemek yiyor, müzik dinliyor ve insan