Ana karakter Anne Elliot'ın içedönük, çekingen, sessiz olduğunu duyduğum için kitabı okumak ve böyle bir karakterin neler yaşadığını görmek istedim. Gerçekten de öyle biriydi, anlatımda bile sesi çok az, yazarın sesinden karakterin sesini çok ayırt edemedim. Toplumsal yapıyı ve -biraz tipleme seviyesinde kalmış olsalar da- etrafındakilerin kişiliklerini analiz edip esprili şekilde eleştiren anlatımı sevdim. Bu analize göre en az rahatsızlık vereceği konumu alan ve yalnızca güvenli sınırlar içinde kalarak yaşayan, konuşan Anne'e de, belki onu kendime benzettiğim için, yakınlık duydum. Ama kendini daha çok göstermesini, özgün düşüncelerini insanlara açıklayabilmesini isterdim. Neyse ki yazar sayesinde onun bu yönlerini gören kişiler oluyor ve Anne mutluluğa kavuşuyor.
Yazarın anlatımıyla gördüğüm o dönemden en çok özendiğim şey insanların birbirleriyle bu kadar çok vakit geçirmesi oldu. Bir müzik aleti ya da yurt dışı yolculuğundan getirilen ilginç bir eşya dışında, insanlar tamamen birbirleriyle etkileşimde. Her konuda konuşup çok farklı düşüncelerini medeni şekilde paylaşabilmelerine imrendim :D
Jane Austen'ın okuduğum ilk kitabı olduğu için aşk hakkındaki düşüncelerinden emin değilim. Bu kitaptaki sözlerine bakılırsa, aşkın eşsiz ve yalnızca o iki insan arasında ortaya çıkabilecek bir şey değil, dış koşullar uygun olursa herkes arasında oluşabilecek bir durum olduğunu düşünüyor. Bu da aşk hikayeleriyle ünlü bir yazar söz konusuyken ilginç geldi. Diğer kitaplarını da okuyup düşüncelerini görmek istiyorum.
IknaJane Austen · Kırmızı Kedi Yayınları · 20163,545 okunma
Yazar Körlük'te olduğu gibi yine sıradan dünyayı, ufak bir senaryo değişikliğiyle anlatıyor. Demokrasi ile yönetilen bir ülkede, başkentteki seçimlerin sonucunda oyların neredeyse tamamının boş oy çıkması ile hükümetin içine düştüğü krizi okuyoruz. İnsanların tamamı aydınlanmış, bir gerçeğe varmış gibi. Yönetime tepkilerini boş oy atarak, hukuka tamamen uygun bir şekilde gösteriyorlar. Böylece demokrasinin Saramago yazmasa belki akla gelmeyecek bir eksikliği ortaya çıkıveriyor. Boş oy atmak suç değil ve kimse ne oy verdiğini söylemeye zorlanamaz. Bu iki kuralla bağlanan hükümet ne yapacağını bilmiyor ve absürt çözüm yollarına başvuruyor, önce sıkıyönetim ilanı, ardından vatandaşları cezalandırmak için başkentin taşınması, şehrin sınırlarının kapatılması, ve en son da bu "komplo"yu gerçekleştiren birilerini bulup suç yükleme çabası.
Bu kitapta, Körlük'ten farklı olarak, insanların başlarında bir yönetim olmasa da vahşileşmediğini, otoritenin eksikliğini hiç çekmeden yaşamaya devam etmelerini okuyoruz. Hükümetin gereksiz bir şeye ve demokrasinin bir yanılsamaya nasıl dönüşebildiğini de. Kitabın ilk yarısında bunlar iyi bir şekilde anlatılıyor bence, polislerin yaptıklarına odaklanan ikinci yarıyı ise biraz sıkıcı buldum. Kentin kendi kendine sorunsuzca yaşamaya devam etmesine dair daha çok şey görmek isterdim.
Bunun dışında bu boş oy "salgının" nasıl ortaya çıktığının gizemli bırakılması, anlatıcının konudan çok sempatik şekilde sapıp farklı ayrıntılara değinmesi gibi yönleriyle de kitap zevk vericiydi.
GörmekJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 202222,9bin okunma