Gilbert ve Anne, Green Gables'taki hayatlarını geride bırakıp uzaklardaki bir limanın kıyısındaki evlerine taşınıyorlar. Leslie, Bayan Cornelia ve Kaptan Jim ile dostlukla dolu ama biraz da yalnızlık hissettiren bir dünya oluşturuyorlar.
Kitabın büyük kısmı Leslie'nin hikayesiyle geçiyor. En yakın olduğumuz kişiler hayatımızın doğal bir parçası olduğu için onları daha iyi tanımak gibi çabalarımız olmaz, ya da onlara dışarıdan bir gözle bakmamız mümkün olmaz. Yazarın Anne ve Gilbert'ın birbirleriyle yaşayışını hiç anlatmayıp hep başka karakterlerin hikayelerine yer vermesi de bana bunu hissettiriyor. Neden, sayın yazar, neden? Bebeklerinin olacağını bile tamamen üstü kapalı bir şekilde, hatta sadece bebek doğduğunda anlatmak zorunda olduğu için anlatmasının sebebini anlamıyorum. Belki de yaşadığı dönemle ilgili bir durumdur, ama ben başka insanları bırakıp Anne'i okumak istiyorum. Zaten her kitapta senelerin hızla geçmesi üzücü. Bu maceranın sonuna varmaktan korkuyorum.
Rüzgarlı Kavaklar'ın sonunda uzanan gelecek tamamen umutla doluydu. Her şeyin mutluluk ile dolu olduğu bir noktadaydık. Bu kitapta ise gerçek hüzünler yaşandı, Anne'in hayal dolu dünyasına gerçek dünya sızmaya başladı gibi hissediyorum. Sanırım bunu kabullenmekten başka yapacak bir şey yok. Umarım Anne sonraki kitaplarla neşemi yerine getirir :)
O gece saat üçte uyanıp olan biteni yeniden düşündüm. Geceleri üzerine kafa yorduğumuz olayların genelde kötü şeyler olması tuhaf değil mi? Sadece kendimizi kötü hissetmemize neden olan şeyleri düşünüyoruz.
Sayfa 38 - geçe üçte uyanıp iyi şeyleri düşüneceğim günler olması dileğiyle·Kitabı okudu
Zamanın olmadığı bir dünya... Ölümsüz gençlikle taçlandırılmış bir dünya... Ruhların kelimelerin kabalığına bile ihtiyaç duymadan iletişim kurabildiği bir yer.