Kur’an-ı Kerim’de dünya hayatı genellikle ahiretle birlikte ele alınmış, bazen ikisi arasında karşılaştırma yapılarak ahiret hayatının üstün olduğu belirtilmiştir. Ancak yine Kur’an’a göre ibareti ve kulluğu engellemeyen dünya hayatı meşru bir nimet, hatta saadettir. Aslolan dünya ile ahiret arasında bir dengedir.
Hamdi Efendi "Fatiha" tefsiri sırasında ibadet ve ubudiyet (kulluk) konusunda şunları söylüyor:
"Şeriat dilinde ibadet, niyete bağlı olarak yapılmasında sevap olan ve yine Allah’a yaklaştırmayı ifade eden özel itaattir.
ibadet ile itaat arasindaki fark "niyet" ile belirlenir.
Kur' an okumak, ihtiyaç sahiplerine yardım etmek, vakif yapmak, köle azad etmek vb. gibi niyete bağlı olmayan ameller Cenab-ı Hakk'a yakın olma ve itaat mânasi taşır. Namaz, oruç, zekat, hac gibi yapılmasında "niyet şartı" olan ameller hem itaat hem ibadettir. Ubudet (kulluk) Arapça' da kendini alçak tutmak (tevazu) anlamındadır. Başını eğmek, alnını secdeye koymak hürmetin en üst derecesidir. ibadet Allah'ın razı olduğu şeyi yapmak, ubudiyet (kulluk) ise Allah’ın yaptığına razı olmaktır".
Takva sahipleri islam ahlakını temsil edenlerin ta kendisidir. Onlar fazilet, basiret, cesaret, cömertlik, ibadet, sabır, şükür vb gibi islam ahlakının bütün unsurlarını taşırlar.