Hande K.

Akıl ve kalbin savaşı ilk değildi; son da olmayacaktı. Geçmişe bakıldığında bu savaşın kimin kazandığı belliydi aslında. Akıl, çoğu zaman kaybeden taraftı. Ama bu kez mesele başka bir savaştı: yoklukla savaş! Yokluk, insanın karşısına çıkan en zor düşmandı. Çünkü o yoktu… ama vardı. Vardı… ama yoktu.
Reklam
Kalbi yoruluyor, nefesi daralıyordu. İçinde dolaştığı “kadın isimli ülke” sarp bir dağ gibiydi; kayalık, engebeli, derin ve çıkışı olmayan. O ülkede gezerken adam dışarı çıkmak istemiyor ama bir yandan da çıkmak zorunda kalıyordu. Bir insan nasıl olur da bir anda — hem de tek bir anda — bir başkasının içine bu kadar derin düşebilirdi? Üstelik ortada somut hiçbir şey yokken… Kadın onu kendine çekmek için kayda değer hiçbir şey yapmamıştı. Ama kalbin matematiği yoktu ki… Neden böyle olmuştu?
İki taraf da kendi hayat akışında, kendi düzenlerinde, kendi sorumluluklarında sıkışmıştı. Gerçek engel buydu: hayatlar, yörüngeler, ritimler uyuşmuyordu. Ama nasıl oluyordu da bu kadar imkânsızlığın ortasında böylesine güçlü bir varlık duygusu hissedilebiliyordu?
Ayrılıktan sonra adam, içsel bir “Yokluk Ülkesi”ne düşmüştü. Bu ülkenin tek sakini vardı: kadın. Her yol ona çıkıyor, her işaret onu gösteriyor ama adam döndüğü hiçbir köşede onu bulamıyordu. Bu nasıl bir yokluktu? Ve aynı anda nasıl bu kadar yoğun bir varlıktı? Eskiden “ben” dediği iç ülkesinin artık elinden kaydığını anladı. Kendi benliği çökmüş, yerine kadına dair bir gölge oturmuştu. Adam, kendi düşüncelerinin içinde yaşayan biri değil; kadının bıraktığı izlerin arasında dolaşan bir yabancı gibiydi.
Ayrılıktan sonra adam, içsel bir “Yokluk Ülkesi”ne düşmüştü. Bu ülkenin tek sakini vardı: kadın. Her yol ona çıkıyor, her işaret onu gösteriyor ama adam döndüğü hiçbir köşede onu bulamıyordu. Bu nasıl bir yokluktu? Ve aynı anda nasıl bu kadar yoğun bir varlıktı? Eskiden “ben” dediği iç ülkesinin artık elinden kaydığını anladı. Kendi benliği çökmüş, yerine kadına dair bir gölge oturmuştu. Adam, kendi düşüncelerinin içinde yaşayan biri değil; kadının bıraktığı izlerin arasında dolaşan bir yabancı gibiydi.
Reklam