“Oasis’in cesareti, Lapis’in sessizliğine çarptığında garip bir denge oluşuyordu. Lapis, dokundurtmayan bir güzellik taşırken, Oasis sınırlarını bilen bir dalga gibiydi. Dalgalar kayadan çekinmezdi ama saygı duyardı. Her gelişinde biraz yaklaşır, sonra akışına bırakırdı kendini. Cesareti korkusuzluktan değil, akışkanlıktan gelirdi; kırılmaktan değil, dağılmaktan korkardı.
Ve Oasis kabul etti: Bazen iki gezegen birleşmez, yalnızca birbirine yaklaşır, kendi evrenlerinde küçük izler bırakırdı. Ama suyun hafızasında kalan her iz, taşın yüzeyinden daha uzun yaşardı.”